Gücünüz ancak sokak köpeklerine geçiyor



Prof.Dr. Orhan Kural


Sokak köpekleri hep gündemdedir. Daima onlardan hiç hoşlanmayan kesim vardır. Güzellik yarışmalarından, futbol söyleşilerine koşturan o kıymetli Hıncal Uluç bunların başını çeker. Arada bir “kuduz” dedikoduları yayarlar ki, kuduz aşısı ithal edenler iyi para kazansınlar ve insanlar o zavallı köpeklerden daha fazla korkup, her fırsatta onları taşlayıp, sopalarla dövsünler, böylece onları yok etmek için bir fırsat doğsun. O, şımarık, terbiyesiz, küstah Nauma’ya her maç için 22 bin Amerikan Doları ödeyebilmiş ülkemiz Allahın yarattığı bu hayvancıklara “atık yemek” bulacak parayı esirger. Sadece fabrika ve hastanelerden artan yiyecekler onlara yeter.



Sokak köpeklerinin hiçbiri kaldırıma pislemez, mutlaka bir ağaç, çalı dibi bulurlar ve sonradan kendi pisliklerini örterler. Ama insanlar tükürdüklerinde meselâ, aynı şeyi yapmıyorlar mı ?
Ümit Sinan Topçuoğlu, sokak köpeklerinin tarihini kaleme almaya karar vermiş. Bakın bu kararı nasıl vardığını kendisi nasıl anlatıyor.

“İstanbul 1987’de sayılı kışlarından birini yaşıyordu. Kar şehir içinde bile bir metreyi aşmıştı. Okullar, işyerleri kapanmıştı. İnsanlar evlerden dışarı çıkamıyorlardı. Kızıltoprak’ta üç katlı apartmanın küçük bahçesinde sevimli bir sokak köpeği kış misafiri olmuştu. Apartmandakiler artan yemeklerini onunla paylaştılar. Bembeyaz bir kabus “kara kış” sokak köpeğinin üzerinden vukuatsız geçti. Bahar geldiğinde kış misafiri, apartmanın kadrolu konuğu olmuştu. Aldığı yemek bedeli bu anlaşmanın iki yanı olduğunu gösteriyordu. Bir gün küçük apartmanın küçük bahçesi gümleyen tüfek sesiyle birlikte kana bulandı. Belediye itlaf ekipleri “şikayet üzerine, gerekeni yapmışlar.” Apartmanın kış misafirini öldürmüşlerdi. Köpeğin apartmandaki en yakın arkadaşı yedi yaşındaki Nazlı Hilal, pencerenin önünde donup kalmıştı. O yaşında bir cinayete tanık oluyordu. Baba Ümit Sinan Topçuoğlu vurulan köpeğin sahipsizliği ile birlikte şimdiye kadar sokaklarda yaşayan binlerce sokak köpeğini düşündü.”

BİZANS DÖNEMİNDE EGEMENLİK KEDİLERDE

Köpeklerin İstanbul’a Türklerle birlikte gelmiş olduğu sanılıyor. Çünkü Bizans döneminde kedilerin hakimiyeti varmış. XIX. Yüzyıl sonuna kadar köpekler İstanbul’un yaşayan simgeleri olarak kabul ediliyor. Eski İstanbul kartpostallarındaki köpeklerin sayısının fazlalığı bu gerçeğin bir kanıtı olarak kabul ediliyor. Bakın daha sonrasını gene “Ümit Sinan” bize nasıl aktarıyor !

“İstanbul’da köpeklerlerin başı ilk kez bir İngiliz turist yüzünden belaya giriyor. Galata’da gece yarısı bastonuyla köpeklerden korunmak isteyen yabancı, köpeklerin hücumuna uğruyor. Kaçarken yüksek bir duvardan düşüp ölüyor. Majestelerinin hükümeti Osmanlı’ya ültimatom veriyor. Sultan II. Mahmut da kararını açıklıyor. ‘Sokak köpekleri tez elden toplana, teknelere konula ve Hayırsız Ada’ya bırakıla…’ Operasyon başlıyor. Halk “köpekleri bırakın” diye haykırıyor. Yeniçeri Ocağı’nı dağıtan II. Mahmut kararını geri alıyor.

İkinci büyük köpek toplama harekatı Sultan Abdülaziz devrinde yaşanıyor. Köpekler toplanıyor, teknelere konulup Hayırsız Ada’ya bırakılıyor. Bu operasyonla eş zamanlı olarak 1865 eylülünde büyük İstanbul yangınlarından biri başlamasın mı? Beyazıt’tan Gedikpaşa’ya evler konaklar kömür oluyor. Halk anında bu felaketin gerekçesini buluyor. Köpekleri toplattınız Allah da cezanızı verdi ! Köpekler olsaydı, önceden haber verirlerdi. Tekneler yeniden Hayırsız Ada’ya gidiyor, köpekleri yükleyip İstanbul’a geri getiriyor.

Talat Paşa’nın Dahiliye Nazırı olarak görev yaptığı, 1910’da İstanbul’un tarihindeki en büyük köpek itlaf kampanyası başlatılıyor. Köpek toplama ekipleri özel kerpetenlerle hayvanları neresinden yakalarlarsa orasından tutuyorlar. Yine özel köpek toplama arabaları aracılığı ile Tophane’ye getiriyorlar. Oradan da Hayırsız Ada’ya sürgün ediliyorlar. Bu sefer kesin gidiş yapılıyor. Bir daha geri dönmüyorlar.”

Ünlü yazar Mark Twain İstanbul sokak köpeklerini görünce şöyle bir not düşer. “Hayatımda hiç bu kadar mahzun bakışlı ve kalbi kırık sokak köpekleri görmedim.” O yıllarda köpekleri seven halk sürgün köpeklere her gün sandalla yiyecek götürüyor. Ancak her geçen gün modern yaşamda bu zavallı hayvanlara uygulanan vahşet artıyor. İstanbul Belediye Başkanı sevgiden yoksun Cemil Topuzlu anılarında “30 bin köpek öldürttüğünü” iftiharla anlatıyor. “AIDS Allahın eşcinsellere verdiği cezadır.” diyebilen Bedrettin Dalan da 1987 yılında Milliyet gazetesine verdiği ilanla “25 adet komple köpek itlaf aracı satın alacağını” açıklamıştı. Nasıl olsa köpeklerin sendikası yok, oy potansiyeli yok ve bizler onlardan akıllıyız.
Gücünüz ancak onlara geçiyor değil mi ? Yazık çok yazık !

Dünya Yalnız Bizim Değil, Birgün Gazetesi, 30 Eylül 2006