Kaynaklar tekelci aşı firmalarına akıyor ( 2 )
Prof. Dr. Tamer DODURKA
- Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de mi “militan” hayvan korumacı?
Dünya Sağlık Teşkilatı’(WHO)nın itlaf ve çözüm konusundaki önerilerine göz atalım:
» Köpeklerde kitlesel aşılama kampanyaları (hem ağız yoluyla hem de enjeksiyonla)
» Köpek popülasyonunun idaresi ve köpek hareketlerinin kontrolü, kısırlaştırmayla bu popülasyonunun dengeli olarak azaltılması,
» Halk sağlığı eğitim stratejileri,
» Ağızdan aşılamalarla yaban kuduzunun kontrolü,
WHO’ya göre; “Köpekleri yok etmenin kuduz kontrolünde tek başına herhangi bir etkisi olmadığı gibi, köpek popülasyonunu azalttığına dair de hiç bir delil yoktur. Popülasyondaki köpek sayısı azaltıldığında, doğum ve yaşama kabiliyeti artacağı için eksilen köpeklerin yeri kısa sürede doldurulur. “Köpek kuduzu”nun kontrolünde kitlesel aşılama kampanyaları en etkili yöntemdir. Yüzde 70 veya daha yüksek oranda aşılamayla birlikte, iyi düzenlenmiş eğitim kampanyaları, sektörler arası işbirliği ve toplumunda katkısıyla kapsamlı stratejiler oluşturulabilir. Kuduz kontrol faaliyetleri diğer halk sağlığı çalışmalarıyla (örneğin verem aşılamaları) birlikte yürütülürse insan, materyal ve finans kaynakları daha akılcı kullanılabilir”.
Ülkemizde, WHO önerilerinin hangisi layıkıyla uygulanmış da başarı sağlanamamıştır? Ya da soruyu şöyle sorarsak: Bunları hangi veteriner teşkilatı ve kadrosuyla uygulayabilirdik? Tarımın gölgesinde kalmış teşkilat yapısıyla, mühendisler tarafından yönetilen tarım müdürlüklerinde çalışan birkaç veteriner hekimle mi?
Bunları anlatan veteriner hekimler meslek şovenizmiyle suçlandılar. Kendi sorumluluklarını görmezden gelerek, kendi beceriksizliklerini gizleyebilmek için suçu kolayca sokak köpeklerinin üzerine atanların karşılarına ise hayvan korumacılar ve hayvan hakları savunucuları dikildi. Bu kez de hayvan korumacılar ‘militanlıkla’, ‘fanatizmle’ suçlandı. Ama kendilerinde hiçbir suç bulmadılar… Yoksa, itlafa karşı çıkan, bu işi veteriner hekimlerin sorumluluğuna verip koruyucu hekimliği savunan WHO’da mı “meslek şovenisti”, yoksa onlarda mı ‘militan’ hayvan korumacı?!.. Bu konuda veteriner hekimlerle “hayvan korumacıların” iş birliği yapmasının gerekli olduğu ne kadar açık değil mi?
KUDUZLA BAŞA ÇIKAMAYIŞIMIZIN DİĞER NEDENLERİ
Kuduz hastalığıyla başa çıkamayışımızın nedenleri arasında, coğrafi durumumuz ve sınırlarımızda hayvan hareketlerinin engellenememesi, “sahipsiz hayvanların üremelerinin kontrol altına” alınması, kayıt ve aşılanmasındaki eksiklikler” ve “yaban kuduzuyla mücadeledeki zafiyetlerden” bahsettik. Şimdi, iki önemli nedenden daha bahsedeceğiz.
Bunlardan birincisi özellikle kırsal yörelerdeki halkımızın kültürel durumu ve bu hastalığı iyi tanımıyor oluşudur. “Güneş altında fazla kalan” veya “çiğ et yiyen köpek kudurur” gibi hurafelere inananlar, sağlıklı köpeklerin bile kuduz taşıyıcısı olduklarını sananlar vardır. Bu ve benzeri hurafeler halkımızın köpeklerden korkmasına ve bu mükemmel sevgiden mahrum kalmasına neden olmuştur.
Halkın bilgisizliği dışında, kuduzla mücadelede yetersizliğin en önemli ikinci nedeni, Tarım Bakanlığı ve belediyelerdeki hatalı yapılanmadır. Bu konuyu biraz daha açmamız gerekiyor. Şu an ülkemizde kuduz ve benzeri hastalıklarla mücadeleye uygun kurumsal bir yapılandırma yoktur. Bilindiği gibi bu tür hastalıklar hayvanlardan insanlara bulaşır ve dolayısıyla hayvanlarda engellendiği takdirde bulaşma zinciri kırılmış olur. O halde, bu iş veteriner hekimlerin görevidir. Ülkemizde il bazında kuduz gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadele tarım müdürlüklerinin görevidir. Peki Tarım il müdürlüklerini veteriner hekimler mi yönetir? Birkaç istisna dışında hayır! O halde, hastalıklarla mücadeleyi tarıma emanet etmiş bir ülkede bu hastalıkların engellenememesine fazla şaşmamak gerekir.
Tarım Bakanlığı ve il teşkilatları hem tarım ve hayvancılık, hem de hayvan hastalıklarının engellenmesi konularında görev yapar. İl müdürü veteriner hekim olduğu takdirde tarımdan ne kadar anlarsa, ziraat mühendisi müdür olduğunda hayvan hastalıklarından o kadar anlar. Böylece bu ülkede ne ziraat doğru dürüst yapılır ne de hayvan hastalıklarıyla mücadele edilebilir. Yapılması gereken bu iki konunun birbirinden ayrılması ve tarım bakanlığı çatısı altında da olsa “veteriner işlerinin” ayrı şekilde yapılandırılmasıdır. Şu an, AB ülkelerindeki yapı da bu şekildedir. AB’ye girene kadar da bu yapının değişmesi uzak gibi görünmektedir.
Ülkemizde kuduzla mücadeleden sorumlu olan Tarım Bakanlığı bünyesinde sadece 2 bin veteriner hekim çalışmaktadır. Geniş bir yüzölçümüne ve zengin bir hayvan varlığına sahip olan, 80 milyon insanın yaşadığı, sınırların kontrol bile edilemediği ve böylece hastalıkların kol gezdiği bu ülkede olması gereken memur veteriner hekim sayısı en az 10 bin’dir. Bırakın olması gerekeni, şu andaki mevcut sayı, mevcut norm kadronun dahi çok altındadır. Örneğin, 40 kadronun olduğu bir ilimizde sadece 4 veteriner hekim çalışmaktadır. Hem de ne şartlarda! Bir çok haktan mahrum durumda, çok kötü çalışma koşullarında ve gerçekten olağanüstü fedakarlıklarla çalışmaktadır. Bunca fedakarlığa rağmen, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede araç, gereç vb. yoksunluğunun üzerine bir de motivasyon eksikliği eklenince verimli bir çalışma ortamının oluşması hayalden öteye gidemez.
KUDUZLA MÜCADELE BÖYLE Mİ OLUR?
1985’ten bu yana hastalıklarla mücadelenin kalelerinden olan “Veteriner Araştırma Enstitüleri” bir bir kapatılıyor; uzmanlık müessesi rafa kaldırılmış durumda; veteriner hekimler kayıt, evrak işlerinden başlarını kaldırıp esas görevlerini yapamıyorlar . Şu an üç önemli enstitümüzün daha kapatılmak üzereyken kuş gribi nedeniyle kapanmalarının ertelendiği söylentisini duyuyoruz. Hatta, yakında laboratuar olamaması nedeniyle kuş gribi teşhisi için uzak laboratuarlara gönderilen kanatlı numunelerinden önemli bir bölümünün yollarda bozulduğu ve gerekli tetkiklerin yapılamadığı söyleniyor. Umarım bu olaylar enstitülerimizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Sadece enstitüler kapatılmıyor, aynı zamanda çeşitli bulaşıcı hastalıklara karşı aşı üretimleri durduruluyor ve bu aşılar ancak dışarıdan ithal yoluyla temin ediliyor. Yani trilyonlarla ifade edilen parasal kaynaklar “tekelci aşı firmalarına” aktarılıyor. Yeni çıkan bir yasayla belediyelerde veteriner hekim istihdamı ve veteriner işleri müdürlüklerinin olup olmaması belediye başkanlıklarının inisiyatifine bırakılıyor. Ve yasa çıkar çıkmaz Türkiye’deki belediyelerin neredeyse üçte ikisi veteriner hekim kadrolarını iptal ediyor. Çünkü belediyelerin gündeminde ‘hayvan hastalıklarıyla mücadele’ diye bir şey yok…
( Dünya Yalnız Bizim Değil sayfası, Birgün Gazetesi, 4 Kasım 2006 )