AŞK ŞARKILARININ YORUMCUSU VE BESTECİSİ FERHAT GÖÇER: Kaygan zeminde ayakta durmaya çalışıyorum
F erhat Göçer ikinci albümü ‘Yolun Açık Olsunla müzik piyasasındaki yerini aldı. Okuduğu halatlarla ue caz pop karışımı tarzıyla ilk albümünden bu yana dikkatleri üzerine çekmeye başaran Göçer, bu albümde de birbirinden değerli müzisyenlerin bestelerine yer uermiş. Bunlardan biri de Sezen Aksu’nun ‘Gidemem’ adlı şarkısı. Müziğini tanımlarken de “Senfonik tınılar taşıyan pop müzik sanatçısıyım” diyor.
Sahnede ciddi duruşuyla tanıdığımız, hatta gülmeyen adam diye adlandırılan Ferhat Göçer aynı zamanda Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde cerrah. Doktorluk ue müzisyenliği bir arada yürüten, aşk şarkılarının yorumcusu ue bestecisi Ferhat Göçer aslen Ur-fa’âa doğup İzmit’in bir köyünde büyümüş. Zorunlu hizmeti de yine doğduğu yer olan Urfa’da yapmış… “Doğulu olma jikrini, ülkemizdeki sorunların uarhğını İstanbul’da Jârk ettim. Bu dönem ayrıca müzikle iç içe olduğum bir dönemdi” diyen Ferhat Göçer ile bir araya geldik, albüm bahane, Göçer’i daha akından tanıyalım dedik.
GÜLSEN İŞERİ
» Urfalısınız ama İzmit’te büyüdünüz…
Urfa’da doğdum, ama İzmit’te köyde yaşadım. Kendimle ilgili birkaç cümle etmem gerekirse, dönemin karmaşıklığından beni uzaklaştırmak için bir dağ köyüne taşınan anne ve babanın oğluyum. Zor şartlarda yetiştim. Ders çalışmaya endeksli bir yaşamım vardı.
» O dönemin karmaşıklığı sizde nasıl izler bıraktı? Anımsadıklarınız var mı?
O zamanlar açıkçası yaşamı kavrayamamıştım. Doğulu olma fikrini, ülkemizdeki sorunların varlığını İstanbul’da fark ettim, bu dönem ayrıca müzikle iç içe olduğum bir dönemdi.
» Müzikle içiçeyken, uzmanlık sınavı için çalışmalara da devam etmişsiniz…
Zorunlu hizmet nedeniyle Şanlıurfa’da çalışmaya başlamıştım. O zamanlar tek hedefim vardı, uzmanlık sınavını kazanıp İstanbul’a gelmek ve müzikle uğraşmak.
» Urfa’da zorunlu hizmet yapmak yaşanan karmaşıklığı daha yakından izlemenize sebep oldu mu?
Acilde çalıştığım için her şeyi görüyordum, bu kaldırılabilecek bir durum değildi. Her şeyin ötesinde, kafamı pek fazla bu işlere yormadan, ders çalıştım. İstanbul’a geldim ve kon-servatuvara kapağı attım. O yüzden biraz apolitik bir insanım. Müzik manyağı bir adamım. Birey olarak insanlara mesaj vereceksem bunun en güçlü noktasının söylediğim şarkılar ve sesim olduğunu düşünüyorum. Gerisiyle uğraşmaya kalktığımda başarılı olacağımı sanmıyorum.
» Apolitik meselesinde aksini düşünüyorum. Politiktik sadece sokağa çıkmak değildir değil mi?
Haklısınız. Şunu söylemek istiyorum; hiçbir zaman siyasi bir görüşün ya da herhangi ayrımcı bir fikrin parçası olmak istemiyorum. Bu tarz kavramları kendimden dışlayan biriyim. Elbette ki herkesin bir görüşü var, işte ben bu görüşün altında yatan insanların duygularına seslenmek istiyorum.
» Sözünü ettiğiniz kavramlarla yüzleştiniz mi?
Evet. Bu kavramları kendi içimde yaşadım, hem de çok ve işte o zaman mutsuz oldum. “Bırak, işine bak” dedim kendime ve bu mantıkla yürüdüm.
» Hem hekimlik hem de müzisyenliği bir arada yürütmüşsünüz neden sadece müzik değil
Birçok nedeni var. Bir kere hekimlik gibi bir mesleği bırakmak kolay değil. Belki yaşamdaki duruşum o kadar da cesur değil. Bunların hepsi, her ikisine devam etme kararını alan farklı faktörlerin bileşimi.
» Birini seçmek zorunda kalsanız?
Müzisyenliği seçerim. Yapabildiğim yere kadar yapacağım.
» Örneğin bir hastanızı ameliyat ediyorsunuz, iki saat sonra da sahnede şarkı söylüyorsunuz, nasıl yansıyor tüm bunlar size?
Hiç etkilenmiyorum, çünkü ayırt edebiliyorum. İkisini de ciddiye alıyorum. Şarkı söylemek de bir operasyon gibi.
» Sahnedeki duruşunuz hekimlik yanınız mı?
Kesinlikle. Bu duruşla var oldum. Bu duruşla kendimi farklı hissediyorsam neden kırayım.
» Ailenizde müzikle ilgilenen var mı?
Anne tarafım müzikle ilgilenirdi. Dayılarımın her biri birer enstrüman çalar. Bizim evde hep bağlama olurdu zaten.
» Herhangi bir enstrüman çalıyor musunuz?
Bana yetecek kadar gitar çalıyorum.
» Bağlamadan uzaksınız yani…
Konservatuvarda başladığım için tersi oldu. Bağlamayı sonradan öğrendim.
» ‘Yolun Açık Olsun’ albümüne baktığımız zaman biraz daha poplaşmış gördük. Bu albüme Halk Müziği de koymamışsınız…
Evet koymadım. Moda olduğu için bunun yerine türkü formları içeren şarkılar okudum.
Hep dengelerle yürümekten yana oldum
» Doğulu yanınızı da düşünerek son zamanlarda artan milliyetçilik kavramına nasıl bakıyorsunuz?
Her şeyin aşırısına karşıyım. Hep ortalamalarla yaşamak, dengelerle yürümekten yana oldum. Ülkesini, yaşadığı yeri sevmek ile dindar ve şeriatçı olmak arasındaki renk ayrımını görmek gerekiyor.
Terör olayları olmasaydı, insanlar ölmeseydi bu kadar tırmanmayacaktı bu olaylar. Sanatçı yanımdan öte bilinçli bir insan olarak bu durumdan aşırı rahatsızım.
Benim görevim şarkı söyleyerek insanları bir arada tutmak. Burada politikacılara görev düşüyor, biraz mücadele etseler, milliyetçilik adı altında yapılan, bu rahatsız edici tutumlar da minimuma iner. Elbette tamamen hiçbir zaman kaybolmaz.
Aşırı uçları yok etmek olanaksız ve her zaman aşırı uçlar genel huzuru kaçıran unsurlardır. Genel toplum yargısını aşırı uca doğru itmek, koca bir canavarı uçuruma itmek gibidir. Bu gerçek görülmezse ülke ciddi sorunlar yaşayan bir sürece girebilir. Mümkün olduğu kadar herkes görevini bu bilinçle yerine getirmeli.
»Tüm bu farkındalıklar ileriki yaşamınızda sizi etkiler mi?
Değişen değerlerle ne düşüneceğimi bilmiyorum. Sosyal toplumsal dengeler sürekli değişiyor. 20 yıl sonra ne yaparım, nasıl bir müzik yaparım bilmiyorum. Temelde bakıldığında da toplumsal bir tavır var sözlerimde.
Sokakta değilim, evet. Bir takım şeyleri bağırarak yapmıyorum. Kendimi toplumdan biraz daha izole ettim. Tercihim bu. Bu şekilde etkili olacağımı düşünüyorum. Öbür türlü ne yaparsam yapayım başarılı olmayacağım.
Gel-gitlerle geçti yaşamım
» Saygın bir mesleğiniz var, müzikle uğraşmak aileniz tarafından nasıl karşılandı?
Babam asla istemedi. Hekimliğe devam ettiğim sürece müziğe devam edebildim. Ailemi küstürmek istemedim. Onlar benim için yaşamlarını feda edebiliyorlarsa, yaşamımın bazı aşamalarında orta bir yolda yürümem gerektiğini anladım. Yapmak istediğiniz her şeyi yapmak istiyorsunuz belki, ama aile değerleriniz varsa, onları seviyorsanız, üzmemek gibi kaygı taşıyorsanız, yaptıklarınıza dikkat etmek zorunda kalıyorsunuz. Ailenizin sizden bekledikleri konusunda sürekli mücadele ediyorsunuz, orta noktayı bulmaya çalışıyorsunuz, bazen bulamıyorsunuz. Bunlar arasında git-geller-le geçti yaşamım. Bu dengeyi korudum ama….
» Seçici misiniz?
Kesinlikle. Mesela televizyon kanalında program yaptım, ama doğru zamanda çekildiğimi düşünüyorum, çünkü ne zaman avantajı, dezavantajı yaşayacağımı görüyorum. Ödülüyle, cezasıyla kalır yanınıza her şey. Buna dikkat ediyorum.
» Özgürlüğünüzü kullanıyorsunuz yani?
Bu özgürlük var gibi görünse de yok. Kaygan zeminde ayakta durarak yapmaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan kendi yönümde, kendi duruşumu sergilemeye çalışıyorum.
Aşırı uçlardan hep kaçtım
» Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Kazancı Bedi… Hep bu isimleri dile getiriyorsunuz… Nasıl izler bıraktı bu isimler?
“Beyhude dolandım, boşa yoruldum. Benim sadık yarim kara topraktır.” Bunlar bizim ifade edemediğimiz, kendimize dahi anlatamadığımız birtakım şeyleri birkaç tınıyla, birkaç sözle öylesine görkemli yansıtıyorlar ki. Bu insanların, toplumların gerçek değeri olduğunu düşünüyorum. Bu değerleri var ettiğiniz sürece, moralman bizleri her zaman güçlü tutacaktır, ama bu konuda asla taraf olmadan, objektif bakabilme erdemine sahip olarak bunları yapmak gerekiyor. En ufak şekilde bir tarafa kayıp da, kasıtlı olarak bazı değerleri görmemezlikten gelmek, dediğim gibi bizi hep aşırı uçlara iter ve var olan değerleri kaçırmamızı, onların değerlerini, güzelliklerini görmememize neden olur.
» Moda derken, herkes okuduğu için mi böyle bir söylem kullandınız?
Öyle değil mi? Moda tarzı şeylerden uzak durmak istiyorum ama söylenmesine karşı değilim. Çünkü dünyada da örnekleri var; önce halk müziklerinden başlarlar. Bu değişmez bir kural. Toplumları kültürel anlamda var eden şey halk müzikleridir.
» Bir Urfa anınız var mı?
11 Eylül ıo8o’di. Yani 12 Eylül’e bağlayan gece. Köyde tek televizyon bizde vardı, haftanın belirli günleri köy halkı Türk filmi izlemeye gelirdi, sinema gibi. Ben de dışarıda sek sek oynarken dengemi kaybedip köpeğin üzerine düştüm. Omzumdan ısırdı beni, doğru hastaneye. O günü hiç unutmuyorum. Bir de 12 Eylül dönemi akıllardan çıkar mı?
» Yontulmuş bir Urfalıyım diyorsunuz neden?
Öyleyim. Dil eğitimi almış, müzik eğitimi almış vs… Şehirli olduğumu düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın köylüleri asla küçümse-miyorum. Şehirde yaşayan şehirliyim. Bu ince bir nokta.
» O dönemleri düşünüp bugüne baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Şu an 37 yaşındayım, 30 yaşında olsam fena olmazdı. Maddi manevi gücümü o yaşlarda almak isterdim, ama sorsalar ‘her şeye yeniden başlamak ister misin’ diye oturup saatlerce düşünürüm… Yaşadığım onca zorlukları, hatalarımı, korkularımı tekrar yaşamak istemezdim.
» Hayalinizde var mıydı bugün?
Hep vardı. Sadece bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyordum.