Bir bıyıklı kadının gözüyle kültür, sanat ve edebiyat


Çok karşı çıkan da oldu, kota meselesini doğru bulmayan da…. Ayrıca Tansu Çiller başbakan oldu da ne oldu diyorlar. Ama dünyanın bu hale gelmesinde başrolde hep erkekler var. Savaşlar, yağmalar, yıkım ve katliamlar, erkek başkanların isteği ile oluyor


Şimdi tek gazete var düzenli olarak aldığım. O da Birgün. Eskiden daha ilkeli yayınlar yapılırdı, kimse gidip de bir şarkıcıya ülke ekonomisi ya da anlamadığı bir alan üzerine yorum yaptırmazdı. Ama her önüne gelen her konuda bilgi sahibi ve sanki konunun uzmanıymış gibi davranıyor


ERKAN DOĞANAY
doganayerkan@gmail
Televizyonda eski bir rüzgar estiren Hatırla Sevgilim dizisi, vizyondaki yeni sinema/ilmi Mutluluk derken sanatçı Lale Mansur bu kez de kadın ve aydın olarak bilboardlardaki bıyıklı resimleriy-le çıktı karşımıza. Ve siyasette, mecliste kadının yeri için açılan kampanyanın yüzlerdinden seslerinden biri oldu. Disiplinler arası buluşmaların bu haftaki konuğu olan Lale Mansur’Ia İstanbul Modern’de buluştuk ve Magnum Jbtoğrajçılarının sergisini gezdik. Mansur’Ia önce bıyıklı kadın kampanyasını ardından da vizyondaki Jîlmi Mutluluk dahil kültür-sanat, müzik ve hayatı konuştuk.


» Bıyık eylemi nasıl karşılandı devam edecek mi?
Çok karşı çıkan da oldu, kota meselesini doğru bulmayan da…. Ayrıca Tansu Çiller başbakan oldu da ne oldu diyorlar. Ama dünyanın bu hale gelmesinde hep erkekler var başrolde. Savaşlar, yağmalar, yıkımlar, katliamlar, erkek başkanların isteği ile oluyor. İlk adımda bir fotoğrafımı istediler ve üzerine bıyık eklediler. Daha devam edecek, seçimlere kadar farklı eylemler var.


» Bıyıklı kadın olarak kültür-sanat turumuzla ilgili düşüncelerinize dönelim. “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye” sergisi size neler hissettirdi?
Dün akşam, Birleşmiş Milleder’in Tahran Bürosunda çalışan bir arkadaşımla sohbet ediyordum, “İran dışında yaşıyorken İran’la ilgili çok daha fazla şey biliyordum, iki senedir artık oradayım ve daha az bilgi sahibiyim. Çünkü bilgiler içerden değil de dışardan geliyor” dedi. Ben de bu sergiyi izlerken buna benzer bir düşünceye kapıldım. Acaba Türkiye’de doğmasaydım ya da bu ülkeden göç etmiş dışarıda yaşayan birisi olsaydım ve burayı değerlendirmem istenseydi nasıl görürdüm? Ne düşünürdüm? Elli sene önce çekilmiş fotoğraflarda var yakın tarihlerde çekilmiş olanları da. Yabancıların gözüyle ülkenin farklı bölgeleri, portreleri aktarılmış. Eğer kompozisyonlar planlanmamış, doğal aktarımlarla bu sergiye yansı-mışsa daha ilginç ve daha etkileyici benim için. Çok naif ve sahici kareler; farklı bakışlar var; mesela Yunanlı fotoğrafçı Nicos Economopoulos’un siyah beyaz, insanı konu edinen fotoğrafları sı-radışı bir bakışın ürünü. Yakalanan anların doğallığı insanı etkiliyor ilk ayrıntı. İster istemez bir oryantalist bakışı da fark ediyorsunuz. İnsanın bildiği bir yere bakması, bilgilendirici olmasının yanı sıra o tanıdık görüntüleri sorgulamasını da getiriyor. Türkiye’de gezmediğim yer kalmadı gibi. Gezdiğim yerler arasında, Harran benim için inanılmaz bir yerdi ve beni oldukça etkilemişti. Evler oldukça sıradışı, toprak rengi hâkim her yere ama yalnızca renkli olanlar insanların kıyafetleriydi. Hızmalar, süsler, takılar oldukça eddleyici bir ye-rellikte. Taklit bile edilemez bir doğallık vardı. Fakat bu yıl Afrika’ya gittim, o gördüklerimde apayrı şeyler, hiçbir yerde benzerlerini görmeyeceğiniz bir yaşam. Korkunç bir açlık ve müthiş bir zenginlik, inanılmaz bir çürüme ama geleceğe inanan bir sürü insan… İnanılmaz yoksulluk, bizim en kötü gecekonduyu düşünün, beş yıldızlı otel kalır yanında. Ayrıca sanatları oldukça kendilerine özgü ve yaşamlarının aksine umutlu, renkli ve şekilli işler yapıyorlar…


» Son yıllarda birbiri ardına açılan müzeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özellikle son iki yıldır açılan müzeler bir bakıma eksik kalan bir alanı tamamlamış oldu ya da biraz daha hareket kazandırdı diyelim. Film festivalleri vardı, müzik, tiyatro ve daha başka pek çok etkinlik vesaire düzenleniyordu ama resim adına böyle bir organizasyon yoktu. Bence müzeler ilk önce bu açıdan çok faydalı oldu.


» Gezdiğiniz yerlerdeki müzelerle kıyasladığınızda bizim müzelerin eksiği fazlası var mı diğerlerine göre?
Mesela, iyi bir oyunculuk görsem gıpta ederim ama Şanghay’da resmen çatladım diyebilirim. Neden bizim böyle bir yerimiz yok diye, çok yeni bir müze olmasına rağmen olağanüstü bir profesyonellikle hazırlanmış. Çok aşırı doldurulmamış, oldukça güzel düzenlenmiş bir müzeydi. Çıktıktan sonra çok fazla bilgi edinerek çıktığınızı fark ediyorsunuz.


» Yakın zamanda izlediğiniz ve çok beğendiğiniz yerli filmler var mı?
Zeki Demirkubuz’un, “Masumiyet” filmi çok etkileyiciydi. Çağan Irmak, ihtilal’Ie ilgili çok güzel bir film yaptı. Herkes ağladın mı, ağlamadın mı onu konuştu. Bence film sadece bunun üzerine kurulu değildi, daha geniş bir anlatımı vardı. Şimdi benimde oyuncu kadrosunda yer aldığım Hatırla Sevgili adlı dizide de genele bakılmadan yakın tarihi bilmeyenlere kazandırdıklarını düşünmeden takılan kravat doğru-muymuş değimliymiş bunu tartıştılar.


» Dizi de tarihi olaylar ve karakterler birer fon olarak mı veriliyor?
Bana kalırsa bir fon değil, çoğu arkadaşımın çocuğu o dönemle ilgili kitaplar alıp okumaya başladılar, merak uyandırmaksa amacı, dizinin bunu yerine getirdiğini düşünüyorum. Genç kuşak yakın tarihi bilmiyor. O dönemi anlatan kitapları okuduğumda o kadar kapalı şeyler olduğunu fark ettim ki, darbelerin arkasında kimlerin olduğunu, hangi amaçlarla yaptıklarını daha da anlamış oldum. Bunları önceden biliyor olsaydım CHP benden bir tek oy bile alamazdı. Mesela çok komik bir olay anlatayım size; bir arkadaşımın yedi yaşında bir çocuğu geçenlerde diyor ki; Menderes’i astıysalar anıt mezarını neden yaptılar? Çok doğru bu çocuğun sorusu ama kim cevap verebilir ki?.. Gazeteci Bedi Faik’i okudum, ihtilalciler arasında bir gazeteci, onun anılarını okudum inanılmazdı. Hasan Polat-kan’ın savunmasını, Can Dündar’ın Demir Kı-rat’ını izledim dizide anlatılanlar gerçeklerinin yanında daha hafif kalıyor, o dönem feci şeyler yaşanmış.


» En son gittiğiniz konser nasıldı?
Akbank Oda Orkestrası eşliğinde, Evelyn Glennie’i dinledim. Müzik dünyasının en büyük yıldızlarından biri. Vurma sazların, onun sahne kişiliği ve müzisyenoliği sayesinde solistik karakter kazandığı bir gerçek. Ayrıca çıplak ayakla çalıyor. Kadın elli yaşında on iki yaşında sağır olmuş sadece yüzde beş duyabiliyor, dudak okuyarak iletişim kuruyor. Sonuç olağanüstü bir konserdi.


» Müzikle aranız nasıldır?
Genellikle klasik, caz ve etnik müzik dinlerim. Dans eğitimi aldığım için teneke çalsalar oynarım. Çello çalıyorum aslında bir oyuncunun bir ya da iki enstrüman çalması gerekir diye düşünüyorum. Sanat dalları arasında ciddi kopmalar var, mesela ressamlar konsere, tiyatroya gelmez. Müzisyenler, tiyatrocular sergiye gitmez.


» Mutluluk filmini beğendiniz mi?
Çok başarılı bir film. Sinemamız iyi bir grafik sergiliyor, son dönemlerde çok başarılı işler yapılmaya başlandı. Daha özgün işler yapılıyor. Konu olarak da daha önce denenmemiş, oldukça değişik çalışmalar yapılıyor. Nuri Bilge Ceylan sinemaya son dönem başarı kazandıran önemli bir yönetmenimiz. Dondurmam Gay-mak, sıradışı bir filmdi ve iyi sonuçlar aldı. Bütün başarılara rağmen herkes birbirinin eteğinden çekiyor. Uğur Yücel’e gay yakıştırmaları yapıldı, daha başka bir sürü çamur atıldı. Orhan Pamuk Nobel ödülü aldı kimse ödülü konuşmadı, almayanları konuştular. Ödülü bile küçümsediler. Bir iş yapıyorsunuz sizin dışınızda birileri ille de bir yere koymaya uğraşıyorlar.


» Unutamadığınız bir sergi var mıdır?
Arzu Başaran var. geçen sene oldukça sarsıcı bir sergi yapmıştı, unutamayacağım sergilerden birisidir. Gazetelerin üçüncü sayfalarından çocuk haberleri ve fotoğrafları toplamış, onlardan yola çıkarak oldukça etkileyici bir sergi yapmıştı. Tecavüze ve şiddete maruz kalmış çocukların resimlerinden oluşturduğu, hani ilkokulda mürekkepli kullanırdık ve parmağımıza bulaşırdı o mürekkep lekesi, işte Arzu Başaran’da böylesi renkler kullanmış resimlerinde.


» Her konuda ahkam kesiyorlar
» Televizyon ve gazeteleri takip ediyor musunuz?
Televizyonu açmıyorum. Filmleri genellikle sinemada izlemeyi severim. Haberleri Açık Radyo’dan takip ediyorum. Tek kelimeyle bugünkü durum seviyesizliktir. Gazete olarak Radikal ve Birgün alıyordum. Radikal Gazetesi bir cumartesi günü Süreyya Yalçın’ı haber yapmıştı ertesi gün baktım kapak yapmışlar. Ben bu gazeteyi o kadını tanımak için almıyordum ve o günden itibaren almayı bıraktım. Takip ettiğim köşe yazarları varsa internetten okuyorum o kadar. Şimdi tek gazete var düzenli olarak aldığım. O da Birgün. Bir de sanatçı kelimesini anlamıyorum, herkes sanatçı ve o kadar basitçe kullanılıyor ki, nedir sanat, sanatçılık anlamadım. Şarkıcı aynı zamanda oyuncu da olabiliyor, köşe yazarı da ve bir bakıyorsunuz her konuda ahkam kesmeye başlıyorlar. Film de eleştiriyorlar, kitap kritiği de yapıyorlar.


» Magnum fotoğrafları ile Türkiye
İSTANBUL
Modern’in tüm alt katını kapsayan ve ilk fotoğraf sergisi olma özelliğini de taşıyan “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye” adlı sergi 15 Mayıs’a kadar görülebilir. İlk üç bölümden oluşan serginin ilk bölümünde 16 fotoğrafçının Türkiye ile ilgili fotoğrafları yer alıyor. Sergide Robert Capa, Erich Lessing, Costa Manos, Ara Güler, Gilles Peress, Alex Webb, Abbas, Martin Parr, Bruno Barbey, Harry Gruyaert, Leonard Fredd, Antoine D’Agata, Nikos Economopoulos, Jim Goldberg, Paolo Pellegrin ve Gueorgui Pinkhassov’un toplam 205 fotoğrafı bulunuyor.


Magnum Fotoğraf Ajansı’nın kuruluş amacı, dünyanın neresinde olursa olsun insanı ilgilendiren her şeye tanıklık etmek ve bu tanıklığı kitlelerle paylaşmak. Bu amaçla Magnum fotoğrafçıları, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren savaşlar, devrimler, isyanlar, çatışmalar, göçler, doğal afetler gibi kitlesel olayların insanın üzerinde yarattığı yıkımı; farklı kültürlerin, toplumların ortak yaşam adına oluşturdukları deneyimleri de hep fotoğrafladılar. Önemli çoğu olayın hafızalarımızda yer eden görüntülerinin Magnum fotoğrafçılarının elinden çıkması da bu yüzden.