Bir mühtedi ye içeriden bakmak


Yazar Osman Necmi Gürmen geçtiğimiz yıl çok satan romanı Rana’nın ardından yeni kitabı Mühtedi ile de okurlarını yine Osmanlı dünyasına götürüyor. Hikaye bu kez Osmanlı’nın gücünün zirvede kırıldığı 16. Yüzyılda geçiyor. Yazar Gürmen romanda Kılıç Ali Paşa’nın hayatına odaklanırken aslında din değiştirmenin ruh hallerine doğru da bir yolculuğa çıkıyor. Aile köklerinin bir ucu son Osmanlı hükümetlerine, diğer ucu Urfa’nın Siverek İl-çesi’ne uzanan 79 yaşındaki Gürmen’le tarih romancılığı, Mühtedi ve mühtediliği konuştuk.


» Günümüz tarih romancılığında çoğunlukla bir dolu entrikanın, komplonun açığa çıkarılması, deşifre edilmesi gibi bir amaç güdüldüğünü görüyoruz. Romanda insanları merkeze alan sizin için insanların iç dünyalarının “deşifre” edilmesi daha önemli diyebilir miyiz?
Tamamen. Kalkıp birilerinin yanlışlıklarını düzeltmek gibi bir iddiam katiyen yok benim. Tarihçilerden bize gelmiş bazı olaylar var ki, dokümanların orijinaline indiğiniz zaman görüyorsunuz, bazı bilgilerin yanlış olduğunu görüyorsunuz, bir yanlışı birisi almış götürmüş, o yanlış bugüne kadar doğru olarak benimsene gelmiş. Bunları bir yerine koymak lazım. Tarihi olayları kullanacaksak, araştıralım ve doğrusunu kullanalım. Tarihi roman yazıyorum diye uydurma aksiyonlar, uydurma kişiler kullanacaksanız, ya da bir yanlış bilgiyi tekrarlayacaksanız o zaman tarihi buna karıştırmamak lazım. Tarihi bir konuyu ele alacaksak, araştırmak mecburiyetindeyiz. Ben Mühtedi’yi yazarken 5 senemi buna verdim.


» Mühtedi’nin girişinde Yourcenar’dan alıntıyla “Bilinen, tarih tarafından tespit edilmiş bir hayatı, bu hayatı yaşamış olan insanın onu tarttığı, muhasebesini yaptığı, yargılayabildiği anı seçmeli. Arkeologlarının dışarıdan yaptıklarını içeriden yapmalı.” diyorsunuz. Siz de “içeriden” bakan biri olarak Din değiştirmiş insanların iç dünyalarını araştırırken nasıl bir yol izlediniz?
Margerite Yourcenar’ın başka bir sözü daha vardır; der ki “Bazı eserler 50 yaşını geçmeden yazılamaz”. Hakikaten bu da onlardan biri. Rana da öyleydi. O mevzuların olgunlaşması, mantığa sığar, kalbe yaraşır şekilde olgunlaşması lazım, yoksa olmuyor kolay kolay. İçerden bakmaya gelince; aslına bakarsanız her yazarın ilk kobayı kendidir. Bugün kalkıp din değiştirsem ne olurdu? Din daha çok çocuklukta aşılanmış olan hadisattır, çocukluk hatıralarına dayanır. Muayyen bir yaşa geldikten sonra o çocukluk hatıraları insanın içinde, sezse de sezmese de bir ukde yaratıyor. Çocukluk gamsız, mesuliyetsiz bir hayattır. İnsanların içinde onları sanki tekrardan yaşamak arzusu vardır. Bunun içine bir de din mev-zusu girdiği zaman bir karmaşa çıkıyor ortaya. Acaba o din değiştirme anında, insan geçmiştekini tamamen unutuyor mu, yenisiyle tamamen bütünleşip gidiyor mu, yoksa insanın içinde ufacık da olsa tomurcuklar kalıyor mu?


» Sizce hangisi?
Maziyle ati arasındaki o dönemde bunu öğrenmek, bunu çalışmak istedim. Sonra önümde Kılıç Ali Paşa gibi bir zat var. Vaftiz edilmiş, 14-15 yaşına kadar Ka-labriya’da yaşamış, zavallı bir balıkçının oğlu, İspanya’ya giderken Cezayir korsanları tarafından kaldırılıyor, İslamiyete geçiyor. O zaman din değiştirme bugünkü gibi isteğe bağlı değil. O da zorla din değiştiriyor. Sonra hepsini unuttu mu geçmişinden onu anlamaya çalıştım.


» Din değiştirenler sürekli ve sonsuz bir ötekilik hissiyle yaşıyor olmalılar. Böyle bir insanın karmaşık iç dünyasına yakından ve içeriden baktığımızda günümüz insanının kimi ruh hallerine de bakmış oluyor muyuz?
Öteki dediğimiz zaman biraz kesin bir ayrılığa dönüşüyor. Evet burada ırkçılığa girerseniz hepsi ötekidir, ama mühtedilerin arasında öyle bir çelişki değil, bir tamlama oluyor. Dikkat ederseniz Kılıç Ali Paşa ya da Aliko’nun, benim dedikleri milletlerine karşı yani Osmanlı’ya karşı hiçbir aleyhte hareketleri yok. Aksine canlarını veriyorlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Ama bu demek değildir ki içindekini tamamen öldürmüş bu tarafa geçmiş. Aslında bir çelişki değil bir tamlama. Birisinde bir hasret, birisinde bir gündelik yaşam. Ayrıca o devirde Osmanlı İmparatorluğu’nda o kadar çok mühtedi var ki, bunların kendilerini azınlık olarak görmesine imkan yok; hepsi mühtedi.