Aydemir Güler - Pacta Sund Servanda

31 Ekim 2007

Amerika bunlara ne yapmış

Diyorduk ya, düzenin yüksek tepelerinde çınlayan anti-Amerikancılık gelip geçicidir diye. İşte o günün anonsları sıklaştı. Orkestranın dönüp dolaşıp geleceği ana melodi Amerikan aşkı. İlk örnekler yığılıyor.

Bugün üçüne değinecektim. Birini, dün Gamze erken davranıp kaptı. Dışişleri Bakanı Babacan’ın Tahran’dan gelen “ay inanmıyorum” repliğine söylenmesi gerekeni söyledi. Babacan’a göre ABD terörü destekleyen bir ülke olamazdı!

Önceki gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de konuşmuş, adına, kalıbına ve mensubu olduğu geleneğe yaraşır bir anti-Amerikan pratik (!) önermişti: Başbakan Erdoğan bugünkü koşullarda ABD’ye “Bush’un ayağına” gitmemeliydi.

Nasılsa Rice geliyordu!

Ya gelmeseydi? Yanıt belli!

Amerika’yı eleştirmenin sınırı budur. Bu sınırdan sonra Amerikan yalakalığının devri başlar.

Ancak “gitmeyin” çağrısının düzenin standartları düşünüldüğünde çok da hafife alınmaması gerekir. Devlet bey, aslında ABD’ye değil AKP’ye yaptırım önermiştir. Washington’a gitmek, Beyaz Saray’a şöyle salına salına girmek, Prezidınt’ın elini sıkmak, beraber fotoğraf çektirmek, mümkünse basın toplantısında yan yana durmak… Her Türk siyasetçisinin rüyalarını süslemez mi bunlar? Hacca gitmek gibi bir şey!

Bu rüya, silsileler halinde Türk bürokrasisine, aydınına, artistine ve sivil toplumcusuna yayılmıştır. Ne kast ettiğimi merak edenler, Cumhuriyet resepsiyonunda ince bıyık-sıkma baş önünde kuyruk olanların listesine bakmalıdır. (Yeri gelmişken resepsiyon kaçkını CHP’nin sergilediği muhalefetin ne denli radikal bir karakter taşıdığı da dikkatlerden kaçmamalıdır.)

Gidilmez mi hiç ayol.” Kuyrukçuların ve ABD gezisi için bavul hazırlayanların psikolojisini yansıtan replik de budur.

MHP, AKP’den işte böyle bir büyük onurdan feragat etmesini istemiştir. Olacak iş değil!

İyi de ne bu başlık?” diye sıkılanlar için üçüncü örneğe geliyorum: Güneri Cıvaoğlu, dünkü Milliyet yazısıyla Amerikancılığın duayeni olduğunu da kanıtlamış ve muhtemelen çok dostunu kıskandırmıştır.

Cıvaoğlu “ayrı bayrak, ayrı meclis, ayrı hükümet” olarak yorumladığı DTP yaklaşımlarını, 1 Mart tezkere reddinin karşılığı sayıyor. “ABD’ye boyun eğmeyeni bölerler.” Cıvaoğlu, koşa koşa onurlanmaya gittiği bir Amerikan resepsiyonunda bu formülü kulaklarıyla duydu mu, bilemeyiz. Ama Amerikancıların şu tezkere meselesini “işbirlikçiliğe sürülmüş kara leke” olarak unutamadıklarını bilmeliyiz. Ellerinden gelse 1 Mart’ı Amerika’dan özür günü falan ilan ederler. Olmazsa takvimden çıkartacaklar!

Abartmıyorum. Okumayanlar, dinlesin: “Mersin Limanı tesislerini ABD, savaş gemilerinin çıkarma yapmaları için yeniden inşa etti. Mersin Limanı'nda yığınak yaptı. Ek lojistik için gemilerini aylarca Mersin Limanı açıklarında bekletti. Diyarbakır merkez olmak üzere Güneydoğu sınırlarına yakın yörelerde binalar ve arsalar kiraladı. Bütün bu süreçte Ankara'da ‘davetkâr’ ışık yanıktı. Ve TBMM'de oylama yapıldı… AKP oylarıyla tezkere reddedildi. Uluslararası ilişkilerde ‘ahde vefa’ ilkesi çiğnendi.”

İşte başlığımız, Pacta Sund Servanda, bu ahde vefa’nın ta kendisidir. Bir hukuk kavramıdır. Kuşkusuz çağrışım yoluyla sosyal yaşamda, etikte vb. yeri vardır.

Pacta Sund Servanda’nın başına daha önce “davetkâr ışık” benzetmesi hiç gelmemişti!

Amerikancılığın düzeyini kutluyorum! Acaba benim mi aklım kötüye çalışıyor? Tırnak içine alınmış bir davetkâr ışık tamlaması size ne çağrıştırıyor?

Neyse, Güneri beye psikanaliz uygulayacak halim yok. Ankara’yı randevu evine benzetip benzetmediği konusunu kapatıyorum.

Mersin-Diyarbakır-İskenderun üçgeninde AKP hükümetinin 2003’te sergilediği Amerikancılığın bir ahit, pacta olduğunu iddia etmek zaten yeterince ayıp! Türkiye’nin o günlerde çok vefasızlık yaptığı doğrudur. Ülkelerin bağımsızlığına saygı, toprak bütünlüğünün korunması, iç işlerine karışmama, savaş kışkırtıcılığı yapmama, sınırları oluşturan geçmiş anlaşmalara sadakat ve herhangi bir yerde yazılı olması gerekmeyen halkların kardeşliği… bütün bunlar ayaklar altına alınmıştır ve alınmaya devam edilmektedir.

Türkiye’nin bugün bir bedel ödediği ya da kendi kuyusunu kazdığı ise doğrudur.