Özgür Müftüoğlu


Sağlık ve sosyal güvenlik hakkı, insanlık tarihi boyunca emekçi sınıfların elde ettiği en önemli kazanımların başında gelir. Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali ile egemen olan liberal anlayış, mülkiyeti ve girişim özgürlüğünü savunurken, kendisinin ve ailesinin yaşamını sürdürmek için emek gücünden başka satacak hiçbir şeyi olmayan geniş emekçi kesimleri kendi kaderlerine bırakmıştır. Emekçiler içine düştükleri sefaletten kurtuluşu işçi sınıfı bilinci içerisinde örgütlü bir mücadele yürütmekte bulmuştur. 19. yüzyıl boyunca süren mücadeleler sonrasında işçi sınıfı, kendisini sefalete sürükleyen sistem karşısında bir alternatif güç haline gelmiş ve burjuva iktidarlarını emekten yana birtakım düzenlemeler yapmaya mecbur bırakmıştır.

21. yüzyıl içerisinde hızla ilerlediğimiz bir dönemde liberalizm, işçi sınıfının iki yüzyıllık mücadelesi ile elde edilen hakları geri almak istemektedir. Türkiye'de de bu politikanın yılmaz temsilcisi AKP iktidarı, emekçiler için 19. yüzyıldan daha derin bir sefaleti emekçiler için geçerli hale getirmek istemektedir. Emekçiyi sefalete terk etmeye yönelik en açık örnek, sağlık ve sosyal güvenlik hakkının ortadan kaldırılmasıdır. Kuşkusuz 2008 yılında emek sermaye mücadelesinin en can alıcı noktası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun yasalaşma süreci olacaktır. Bu mücadele sürecinde emek örgütleri, bu hakların elde edilmesini sağlayan işçi sınıfı mücadeleleri tarihinden ders aldıkları sürece başarıya ulaşabileceklerdir. Aksi halde, halen sürdürmekte oldukları "sosyal diyalog" söylemleri ile AB gibi kapitalist örgütlerden medet uman anlayışlarıyla yaptıkları, sermayenin emeği sefalete sürükleyen politikalarını meşrulaştırmaktan ibaret kalacaktır.