Emekçiler Yargıtay için mi yürüdü? Rıdvan Akar (Birgün)


Derin devlet toplumsal muhalefeti ‘kullanmayı’ iyi bilir. Bu konuda öylesine mahir ve öylesine kurnazdır ki bir anda derin devletin beklentileriyle toplumsal muhalefetin gündemi örtüşüverir.
Örnek mi istiyorsunuz?
11 Eylül günü Ankara’da bakanlar kurulu toplantısı birkaç defa kesilmek zorunda kalmıştı.

Zira o günlerde sıkça kullanılmasına karşın ilk kez bir gün içinde bu kadar çok bombalı pankart patlıyordu. Yaklaşık 30’un üzerinde -ve tamamı- bombalı pankart Ankara’da “bu işler ne zaman bitecek” kaygı ve beklentisini artırmak için kullanılmıştı. Devrimciler tarafından uygulanan bir ‘silahlı propaganda’ yöntemi darbenin olacağı gün derin devletin silahına dönüşmüştü.

Susurluk sonrası son yılların en büyük toplumsal muhalefeti “bir dakika karanlık’ eylemi ile kendini gösterdi. Devletin içindeki yasadışı güçlerin açığa çıkmasını isteyenler, Susurluk Süreci’nde demokrasinin şeffaflaşmasını talep ediyordu.

Ancak ne olduysa tepki bir süre sonra “Türkiye laiktir laik kalacak” eylemlerine dönüştü. Sanki demokrasiyi karartan sadece Refah Partisi idi. Oysa Susurluk Süreci’nin aydınlatılması Türkiye’nin demokratikleşmesinin kilometre taşıydı. Eylemler refah Partisi’ni kapatmaya götürecek bir planın parçasına dönüştürülüvermişti.
Cuma günü Türkiye’de toplumsal muhalefet ve emekçiler ilk kez böylesine büyük ve böylesine etkin bir eyleme imza attı. İlk kez özlenen bir tablo ile ‘hep birlikte’ neoliberal politikalara karşı emekçi duruşu sergilendi.

O gün bütün basın ve televizyonların birinci gündem maddesi bu devasa tepki olacaktı.
Emekçiler “AKP şaşırma sabrımızı şaşırma” sloganlarıyla kendilerinin ve çocuklarının geleceğini ipotek altına alan bir yasaya tavır alacak ve daha da ilginci bu tepki Hükümet’in geri adım atmasını sağlayacaktı. Yani emekçiler özgüvenleri ve özsaygıları güçlenmiş olarak bu süreçten kazançlı çıkacak, daha da önemlisi AKP’nin bundan sonraki en önemli ana muhalefet partisi olmak gibi bir misyonu üstlenebileceklerdi.
Yargıtay’ın dava açma kararının aynı güne denk getirilmiş olması tabi ki bir tesadüf değildi. Şimdi basının ve televizyonların ana haber bültenleri yeniden şekillenecek ve önce AKP’nin kapatılma davası uzun uzun işlenecek ve ardından emekçilerin eylemlerine yer verilecekti.
Böylece ‘halkın istemediği’ bir iktidara karşı yargının eli güçlenmiş oluyordu.
Bu tür kritik kararların alınması için ille de Türkiye çapında bir emekçi eyleminin beklenmesi mi gerekiyordu?

Gelelim Cuma günkü gazetelerde yer alan bir başka habere.
Cumhurbaşkanı’nın DTP yöneticileriyle yaptığı görüşme sonrası Başbakan Tayyip Erdoğan bir açıklama yaparak, “PKK’ya terörist demedikçe onlarla görüşmem” minvalinde bir açıklama yapmıştı.
DTP’li Ahmet Türk bu açıklama sonrasında yaptığı açıklamada DTP hakkında açılan kapatma davasını ima ederek, “Başbakan bir yerlere mesaj mı vermek istiyor” diyordu.
Ne matrak değil mi?
Oysa o sırada Başbakan’ın kendisi okkanın altına girmek üzere olduğunu bilmiyordu.
Yani milliyetçi hamasetle tribünlere oynama, dinci siyasetle prim yapma ve liberal politikalarla cebini doldurma kokteyli “öteki” devleti ikna etmemiş ve AKP, DTP ile aynı kaderi paylaşmıştı.

Birgün