Cheney bizi niye öptü? - Mete Çubukçu (Birgün)
ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney 1 haftalık turunu Türkiye finali ile bitirdi. 8 yıllık Cumhuriyetçi iktidar boyunca Ortadoğu ve Orta Asya üzerinde dolaşan karanlık bulutların mimarlarından Cheney’in bu gezisi de hayra alamet değildi. Cheney sadece başkan yardımcısı değil yetkililer; Dışişleri Bakanı Rice, eski Savunma Bakanı Rumsfeld gibi önemli şirketlerde yönetim kurulu üyelikleri yapıyor.
Dick Cheney, 1998’de bir grup petrol üreticisine yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Petrol neredeyse oraya gitmelisiniz. Ben siyasi meseleleri düşünmem.” Cheney, bu konuşmayı yaptığı tarihte Halliburton şirketinin genel müdürüydü. Halliburton, ABD’nin ve dünyanın en büyük ‘petrol hizmetleri’ şirketi. Şirketin piyasa değeri yaklaşık 20 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
Halliburton ayrıca, ABD’de askeri ihaleler alan en büyük beşinci şirket konumunda. Şimdi bu görevde değil ama bu şirketlere petrol yollarını açmak için savaş kararı alabilecek bir konumdaydı. Irak’ta da öyle oldu. Irak ve Afganistan işgalleri ABD’nin dünya hâkimiyeti, enerji yollarını denetleme, İsrail’in güvenliğini amaçlaması dışında tabii ki Amerikalı büyük petrol şirketlerinin ihya olması için tezgâhlandı.
Bu kısa bilgi, Başkan yardımcısı Cheney’nin de içinde bulunduğu zihniyetin motivasyon kaynaklarını ortaya koyuyor. Türkiye’ye böyle bir pazarlık için gelmedi ama çantasında yine üç başlık vardı: Afganistan’a ek asker talebi, İran konusunda Amerika’ya daha yakın bir tutum ve Iraklı Kürtlerle yakın temas.
AFGANİSTAN FİYASKOSU
Afganistan’daki durum Irak’takini aratmıyor; hatta belli bölgelerde daha kötü. İngiliz Jane’s Information Group adlı kuruluşa göre saldırı ve ölüm baz alındığında Afganistan’daki durum Irak’tan hiç de iyi değil. NATO birlikleri başkent Kabil dışında ülkenin hemen hiçbir yerine hâkim değil. Özellikle güney bölgelerde Taliban yeniden hâkimiyeti ele geçirmiş durumda. Afyon üretimi rekor düzeyde. Amerikan güçleri ne yaparsa yapsın dağlık bölgelerdeki Taliban’ı alt edemiyor. Bazı kent ve kasabalarda denetimi sağlayamıyor. Afganistan’daki Türk birlikleri ise başkent Kabil’in güvenliğinden sorumlu, yani doğrudan saldırı olmazsa çatışmaya girmiyorlar; muharebe görevleri yok. Daha çok kentin ve kent çevresinin emniyeti ile ilgililer. Ancak, ülkenin geri kalan kısmında durumu kontrol edemeyen ve ne yapacağını bilmeyen ABD yeni, dinamik savaşçı güçlere ihtiyaç duyuyor. Ankara’da askerlerle hükümet arasında polemik konusu olan bu durumda, hükümet muharip birlik gönderme riskini alacak gibi görünmüyor. Üstelik muharip birlik gönderilmesini askerler istemiyor.
İRAN HÂLÂ HEDEFTE
İran konusunda ise, özellikle Ortadoğu ve Orta Asya’daki Amerikan birliklerinin komutanı General Fallon’un istifasının ardından saldırı senaryoları yeniden gündeme geldi. Fallon, asker olmasına rağmen İran’a yönelik bir saldırının akılcı olmadığını söylemiş ve saldırıya karşı çıkmıştı. Fallon’u PKK ile diyalog önerisi ile de hatırlarsınız. Ama bu üst düzey komutanın istifası sonrası yönetim elini daha kolaylaştırdı. Bush koltuğunu bırakmadan önce bir şov yapabilir ve sınırlı bir saldırıda bulunabilir. Bu ihtimal hâlâ düşük olsa bile akılda tutmakta yarar var. Unutmayalım, Amerikan yönetimleri kafalarına koydukları takdirde kendi istihbaratlarını bile kaale almazlar. Mussadık’ı devrilmeden önce CIA raporları bu darbeye karşı çıkmıştı ama yine darbe yapıldı ve İslam devrimine giden yol böyle açıldı. Bush yönetimi de farklı bir zihniyette değil. Burada Türkiye’den istenen ise böyle bir durumda Amerika’nın yanında durması ya da kendini engelleyici bir girişimde bulunamaması. Herkesi zorlu bir süreç bekliyor.
DİYALOG İÇİN ABD’YE İHTİYAÇ OLMAMALI
Ama süreçlerin en zoru Iraklı Kürtlerle ilgili. Ankara’dan önce Erbil’e giden Cheney, Mesud Barzani ile görüştü. İki taraf da dostluğunu ve bağlılıklarını bildirdiler birbirlerine. Bu normal. Barzani Türkiye’nin kendileri ile ilişki kurması gerektiğini bildirdi. Amerikan yönetimi hem Türkiye hem de Iraklı Kürtlerle arasını iyi tutmak istiyor. Bunun yolu da bu ikiliyi daha yakın kılmaktan doğrudan ilişkiden geçiyor. Ama bu iş Türkiye’deki iç dengeler ve farklı iktidar odakları nedeniyle kolay değil. Oysa böyle bir ilişkide Türkiye’nin başka bir ülke tarafından zorlanmadan kendisinin bu diyalogu kurması en akıllıca yol gibi görünüyor.
Ancak bugüne kadar böyle sağduyulu bir girişim olmadığı, her türlü komplo teorisi devreye girdiği için Türkiye’nin kendisinin çözemediği sorunu başka birisi devreye girerek hatta zorlayarak çözmeye çalışıyor. Birileri buna ister BOP, ister başka proje desin ama bizim Iraklı Kürtlerle diyalog için ABD’ye ihtiyacımızın olmaması gerekiyor. Hatta gelen bilgiler ilişki ve diyalog yolunun yakında açılacağını gösteriyor.
Öyle ya da böyle. Bush, Cheney ve ekibi bölgeyi 8 yıl içinde karanlığa iterek gidiyorlar. İstekleri bitmiyor. Bitecek gibi de görünmüyor. Ancak bizler, bölge ülkeleri ve halkları daha yakın, daha barışçıl bir çizgi izlemedikçe ABD’nin yarattığı karanlık tablo içinde yolumuzu bulamayacak gibi görünüyoruz. Bush, Cheney gidiyor ama bizleri zor ve belirsiz günler bekliyor.