Ergun Çağlayan - Mekan sabit, anlam sabit


Tam iki haftadır Şili'nin en büyük bakır madeni Konoko'da grev var. Bakır arzı aksadığı için zaten yüksek olan metal fiyatları daha da yukarılara tırmanıyor. İskoçya'nın en büyük rafinerisi ve Kuzey Buz Denizi petrol havzasının güneye sevkiyatını yapan en büyük boru hattı da grev nedeniyle suskun. Petrol fiyatları 120 dolar seviyesini buldu. İnanılması çok güç bir seviye. Arsız yorumcular, daha iyi ücret isteyen işçileri, fiyatların yükselmesinin sorumlusu ilan ediveriyorlar. Sınıf mücadelesi meydanlarda olduğu kadar habercilikte de sürüyor çünkü.

Yılbaşından bu yana dünya borsalarında fiyatı iki katına çıkan pirinç, peşi sıra gelen buğday ve mısır, yüzmilyonları açlığa, milyarları yoksulluğa mahkum ederken, dünyanın en büyük süpermarket zincirlerine ve gıda tekellerine de büyük kâr fırsatları sunuyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasının en büyük krizi olma yolunda ilerleyen ekonomik çalkantıda kârları tavana vuran tekeller de ortaya çıkmaya başladı: Süpermarket zincirlerinden Tesco, Metro, ulusötesi tarım tekellerinden Cargill, Mosanto, Valmont, petrolcülerden Shell ve BP 2008 yılının ilk çeyrek bilançolarında rekor kârlar açıkladılar.

Tabii, silah üreticileri de boş durmadı. Başta Boeing ve Lockheed, ABD ordusu başta olmak üzere zor yetiştirdikleri siparişlerden çok büyük paralar kazandılar. Kriz var, bunalım var! Petrol ve gıda fiyatlarındaki yükseliş, zenginleri daha zengin, yoksulları daha yoksul kılıyor.

Kriz ve saldırı bizde de baş sırada. Ülkemizin yaş ortalamasından iki yıl önce emeklilik fırsatı sunan ve tüm hakları budayan SSGSS yasasının meclisten geçmesi, kıdem tazminatı hakkının gasp edilme hazırlıkları derken Telekom'da da kamunun elinde kalan payın önemli bir bölümü, iki yıl önceki özelleştirme fiyatından haraç mezat spekülatörlere arz ediliyor. Amaç, iktidarın her koşulda patronlara hizmet edebileceğini göstermek. "Krizde rekor talep, başarılı özelleştirme" dedirtip ev sahibini bastırmak!

AKP'nin işi zor. Hem spekülatörlere Telekom'un ucuz olduğunu gösterecek, hem de halka, kamu hisselerini peşkeş çekmediğini, karşılığını aldığını ıspatlamaya çalışacak. Öger Telekom'a satılan fiyatın aynısında karar kılınmış. Gerçekleşen yatırımlar, şirketin yakın gelecekte hangi yatırımları yapıp ne paralar kazanacağından bahsedilmiyor. Her eve giden sabit hat, yeni teknolojilerle birlikte her tür işe yarıyor. Yüksek gelir seviyesi olan semt ve ilçelerde para basmayı hedefliyorlar. Yoksul semtler ve uzak köyler için ise muhtemelen kablo parasına değmeyecek. Piyasanın takdiri, onlar cep telefonu kullanacaklar. Halka arz karambolünde "sermaye demokrasisi" şovuyla Amerikan uydusu Arap şeyhleri, sermaye paylarını el altından artıracaklar.

Şimdi 1 Mayıs'ı cunta rejiminden yeni bir güne çevirmeyip ne yapsınlar? Bundan 31 yıl önce ülkemizin en büyük kentinin en büyük meydanında, bayramlarını kutlamak için toplanmış örgütlü yüzbinlere ateş açılmıştır. NATO-Gladyo bağlantıları sonradan türlü tanıklar delillerle defalarca ispatlanmış bir planlı katliam, devletin en üst katının onayıyla, emir komuta zinciri altında icra edilmiştir. Artık bir kere Türkiye egemen sınıfının sırtına bu yük binmiştir. İşbirlikçilik, korkaklık, halk düşmanlığı, hainlik ve canilik, sadece o eğitimli nişancıların değil, bu sicili sahiplenmekten hiç çekinmemiş olan patronların ve siyasi temsilcilerinin de sıfatları olmuştur.

Buraya kadarı sanırım "niye bir meydan üzerine kıyamet koparılıyor" sorusunu, işçi düşmanları ve AKP'nin organik uzantısı olan sendikacılar haricinde kimsenin sormadığını açıklıyor. Ama iş bu kadarla bitmiyor. Türkiye'de 1 Mayıs'ın asla bir panayıra, bir "tatil günü"ne çevrilemeyecek olması, Türkiye'nin sınıf mücadelesinin tarihsel birikiminin ürünüdür. 1 Mayıs denince sermaye düzenine direniş ve hesap sorma anlaşılacaktır. Kaçışı yok.

"Bize daha çok kâr, size daha çok eziyet" düzenine itirazı olanlar, 1 Mayıs'ın ne anlama geldiğini tüm dünyada olduğundan daha fazlasıyla Türkiye'de de biliyorlar. Dilerim ki, çok anlamlı olan bu inatlaşma burada kalmaz ve sendikacılığın pek gurur duyulamayacak yakın tarihi için bir dönüm noktası olur. Böylece Türkiye işçi sınıfı da tıpkı Şilili ve İskoç kardeşleri gibi bu rezil gidişatın karşısında bir set örme işine girişebilir.