Yürüyeceğiz hiç durmadan…
CANAN ZEHRA ÖZLEM (*)
1Mayıs; coşku dolu, umut dolu, özlem dolu bir gündür. Hangi koşullarda olursak olalım, bu duyguları yaratır.
Çünkü 1 Mayıs, bu düzenin böyle sürüp gitmeyeceğinin, sömürünün devam edemeyeceğinin ezilenler tarafından en açık şekilde ilanıdır. 1 Mayıs tüm dünya çapında yüzyılı aşkın süredir böyle bir misyonu yerine getirir.
Bu yıl, 2008 1 Mayıs’ı dâhil dünyanın hemen her yerinde, bir kez daha çıkılacak. Ülkemizde ise, bu sene 1 Mayıs’ı, ülke çapında merkezi bir şekilde, tarihsel 1 Mayıs alanında kutlamak istiyoruz. Bu, emekten yana tüm güçlerin onlarca yıllık özlemidir. Bu, ülkemiz işçi sınıfının tartışılmaz, meşru hakkıdır.
Bu meşru hak, onlarca yıldır, baskıyla, zulümle, yasaklarla engellenmeye çalışılıyor. Geçmiş yıllar bir yana, sadece geçen yılı hatırlayın; İstanbul polis tarafından “işgal” edilmişti adeta. Yine engellemeye çalışacaklar belki. Fakat bilinmeli ki, bu konudaki kararlılığımız kesindir ve hiçbir şey artık halkın 1 Mayıs alanını zapt etmesinin önünde duramayacaktır.
DOĞRULANAN MEŞRULUK
Bugün, DİSK ve KESK’in ardından TÜRK-İŞ’in de 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağını açıklaması, devrimcilerin önderliğinde 1980′lerin sonlarından bugüne sürdürülen 1 Mayıs mücadelesinin sonucudur.
Bu mücadelenin meşruluğu, 1 Mayıs’ı kutlama hakkı ve 1 Mayıs’ı 1 Mayıs alanında kutlama hakkı, tüm kesimlere kabul ettirilmiştir.
Bedeller ödenmiştir bu meşru hakkın kazanılabilmesi için. Düşünüyorum da sadece 1 Mayıs kutlamaları sırasında gözaltına alınan yüzlerce arkadaşımızı tutsak verdik. Ama bugün kazanan biz oldu.
Doğrulanan meşruluğumuz oldu. AKP’liler, CHP’liler, 1 Mayıs’la ilgili, 1 Mayıs’ın resmi tatil olması, dayanışma günü kabul edilmesi için peşpeşe yasa teklifleri verdi.
Bu, bizim 1 Mayıs konusundaki ısrarımızın, kararlılığımızın sonucundan başka bir şey değildir. Değilse, ne AKP’nin, ne CHP’nin özünde böyle bir şey istemeyeceği açıktır. Unutturabilselerdi, unutulmaya terk edeceklerdi. Ama unutturma politikaları iflas etti.
1988′de dönemin devlet bakanı ve bugün de aynı mevkide olan Bakan Cemil Çiçek 1 Mayıs’a ilişkin şöyle demişti: “Tarihi takvimlerden değil, zihinlerden çıkarmak gerekir…” Evet, onların asıl düşünceleri budur. Ama “resmi tatil” takvimlerinden çıkarmaya çalışsalar da, zihinlerimizden silinmedi 1 Mayıs.
77’DEKİ 500 BİN KİŞİ İÇİN
Geçen yıl, kısmen de olsa kırmıştık Taksim yasağını. Bu yıl artık bu meydanı çok daha rahat girmeliyiz. Taksim, bir yer adı değil, bir simgedir. Bu alan öyle bir anlam kazanmıştır ki, Taksim’de bayramımızı kutlamak, egemenlere karşı “biz varız, biz halkız!” demektir.
Halkın iradesinin somut ve maddi bir güç olarak ortaya konulmasıdır. Sınıflar mücadelesinin sürdüğünü ve süreceğini dünya âleme ilan etmektir.
Bugün Taksim’e çıkmak, 1977’de alana çıkan 500 bin emekçinin kavgasını sürdürmektir. Ülkemizi yönetenlerin işçileri, köylüleri, yoksulları, esnafları, aydınları ne kadar kaale aldığını hepimiz biliyoruz.
AKP hükümetinin Başbakan’ı, ekonomik, demokratik taleplerini dile getiren her kesimi azarlıyor, yalancılıkla, teröristlikle, provokatörlükle, marjinallikle suçluyor; AKP’nin polisi, jandarması, mahkemeleri, bu ülkedeki çarpık kapitalist düzenin uygulamalarına, adaletsizliklerine karşı çıkanları copla, panzerle, hapishanelerle susturmaya çalışıyor. Kısacası bizi yok sayıyorlar ve sesimizi boğmak istiyorlar. İşte bu yok sayma politikasına karşı 1 Mayıs Alanı’nda halkın iradesini ortaya koymalıyız.
VALİNİN DEMAGOJİLERİ…
1 Mayıs 2008, 500 bin emekçinin coşkusuna, kitleselliğine yakışır olmalı; belki 500 bin emekçi olmamız zor gözüküyor bugün için, ama o görkemi yeniden yaratmak ve yaşamak için gecemizi gündüzümüze katarak o güne yakışır bir 1 Mayıs yaratabiliriz yine de…
1 Mayıs 2008, bir yıl önce aynı alanda onlarca emekçinin katledilmiş olmasına rağmen 1978 1 Mayıs’ında alanı dolduran 200 bin emekçinin cesaretine, mücadele azmine yakışır olmalı.
Baskılar, soruşturmalar, davalar, işten çıkarma tehditleri, polis yapabilecekleri, klasik “olay çıkacak” demagojileri, hiçbir şey, ama hiçbir şey Taksim’e çıkışımızı engellememelidir…
İstanbul Valisinin aslen AKP iktidarının artık alışılmış 1 Mayıs politikasıdır; son güne, son ana kadar yasağı, tehdit ve gözdağını öne çıkararak, 1 Mayıs’a halkın katılımını mümkün olduğunca sınırlamak istemektedirler.
İstanbul Valisi yaptığı açıklamayla “yasakçı” politikayı bir kez daha ortaya koydu. Ama bu yasak halkı Taksim’e çıkma kararlılığından döndüremeyecek!
1 Mayıs bizim gibi ülkelerde elbette ki asıl itibariyle bir bayram günü olmaktan çok, kavga günüdür, mücadele günüdür. Fakat bu “bayram” özelliğinin hiç söz konusu olmadığı anlamına gelmiyor. Dünya halklarının yüzyıllardır kazandığı tüm zaferleri kutlayacağız 1 Mayıs alanlarında. Bir başka açıdan; dünyanın on milyonlarca yoksuluyla, aynı gün, aynı saatlerde aynı sloganları atıyor olmak başlı başına bir güçtür. Alanları doldurmak, bu gücü büyütmektir. Taksim’de buluşmak üzere…
(*) canan_zehra_ozlem@hotmail.com
Bulgaristan Ruse Üniversitesi, Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü