Metin Çulhaoğlu - 1 Mayıs
Bu iş "böyle" gitmez, gitmemeli…
Tamam, medya ve orada boy gösterenler her şey değil; ama gene de olayın ve durumun yansıtılış biçimine dikkat etmekte yarar var:
"Canım artık çağ değişti, ortada ne sosyalist blok ne de Komünizm var, bırakın garibanlar 1 Mayıs'ı istedikleri gibi kutlasınlar…"
"Yasağı anlamak mümkün değil, bıraksalardı meydanda zaten en fazla 30-40 bin kişi toplayabilirlerdi…"
"Taksim'i açsalardı vallahi de billahi de bir şey olmazdı, oraya gidip halaylarımızı çekerdik…"
* * *
Gerçekten, böyle gitmez, gitmemelidir.
Bir tarafa bakıldığında, ortada usta bir satranççıdan çok, eline ilk defa isteka alan, "seriye gitmesi" mümkün olmayan, ancak, tek bir hamleden sonra oluşacak karambol durumuna göre ne yapacağını düşünen acemi, daha doğrusu donanımsız bir bilardocu vardır. Emekçi kesimin ekonomik örgütleri bugün bu durumdadır. İşin kötüsü, bu durumu siyasal iktidar da bilmektedir, az önce örnekleri verilen görüşlerin sahibi "kamuoyu oluşturucuları" da.
Önce bir hamle yapılıyor, ardından bu hamle üzerine ortaya çıkan durumda ne yapılacağı tam kestirilemiyor, işler daha da karışıyor.
Bu durumda ortada bir tuhaflık, artık kabak tadı veren bir kısır döngü yok mu?
Olmadığını herhalde söyleyemeyiz.
Tekil özneler, şu veya bu siyasal örgütün saygı duyulacak performansı vb. bir kenara bırakalım. Genel olarak işçi ve emekçilerin, 2008 1 Mayıs'ında önemli bir fırsatı kaçırdıklarını söylemek abartı veya aşırı karamsarlık sayılmamalıdır. Kuşkusuz, ortada telafisi mümkün olmayan, bu anlamda bir kez kaçtı mı ele bir daha geçmeyecek bir fırsat falan yoktur; ancak, son dönemin gelişmeleriyle 1 Mayıs'ı hayli parlak bir biçimde kutlama şansı varken, bu şans sonuçta yeterince iyi kullanılamamıştır.
"Son dönemin gelişmeleri" derken kastedilen, AKP'nin artık iyiden iyiye deşifre olan emek ve emekçi düşmanlığıdır, işçi ölümlerinde sergilenen duyarsızlıktır, "ayaklar ve baş" söylemidir ve en önemlisi sosyal güvenlik reformunun yarattığı geniş tepkidir.
Şimdi, düşünmek ve sormak gerekir: Bu tepkinin çarpıcı kitlesel boyutlarıyla ortaya konulması, cümle âleme duyurulması mı iyi olurdu, yoksa genel kamuoyu açısından elde kalan "canım Devlet de bu kadarını yapmamalıydı" bakiyesi mi iyi olmuştur? Birincisinde ortaya çıkabilecek karambol mu bilardocuya sonraki vuruşu için daha zengin seçenekler sunardı, yoksa ikincisi mi mücadele perspektifini zenginleştirmiştir? Eğer ikincisi ise, o zaman böyle gidelim; böyle gidelim ve yasak, cop, gaz bombası, tazyikli su ve baskın gibi faktörlerin "bizim tarafta" nitelikçe sıçrama yaratacağı bilinmez bir zamanı bekleyelim.
Tam anlaşılmadıysa daha açığı da söylenebilir: İşçi sınıfı hareketi, bundan sonra "Taksim'le sıçrama" beklentisinin yerine, güç ve kararlılık biriktirerek "Taksim'e sıçrama" vizyonunu geçirmelidir. Evet, Taksim polis günü kutlamacılarına, futbol holiganlarına ve yeni yıl magandalarına bırakılmamalıdır; ama işçi sınıfında ‘onlar girer biz giremeyiz' türü bir güçsüzlük psikolojisi yaratacak işlerden de kaçınılmalıdır. Önümüzdeki dönemde herkes üzerine düşeni yaparsa, siyasal iktidarın kararlı göründüğü çizgiye karşı birikecek tepkiler iyi örgütlenir ve yönlendirilirse, gerçekten ses getirecek, iktidarı gerçekten sıkıştıracak, dahası tepkinin yığınsallığını ve kararlılığını üst düzeye sıçratacak işler yapmak mümkündür.
O halde bu işin "böyle" gitmesine izin vermemek gerekir. İzin verilmezse, "Taksim'e sıçranabilecek günler çok daha yakınlaşacaktır.
Şimdi, umut da değil, bu gerçekçi ve çok şey vaat eden perspektife asılmanın zamanıdır.
Aksi durumda bu kez sloganın el değiştirme olasılığı bile ortaya çıkabilecektir. Kim bilir, belki de Erzurum'dan, Muş'tan getirtilen çevik kuvvet ekipleri pis bir sırıtmayla coplarını okşayacak, "haydi 1 Mayıs 2009'a!" diye çığrışacaktır.