Burak Gürbüz - 1 Mayıs


Türkiye'de çoğu toplumsal meseleler, önemini kaybetmektedir. Bunlardan en önemlisi emek sömürüsüdür. Sömürü sermaye birikiminin vazgeçilmez yasası olduğundan günümüzde daha da meşru hale gelmektedir.

Hükümetin en son istihdam paketinde, işverenlerin maliyetlerini düşürebilmek için, emekçilerin çalışma koşulları daha da zorlaştırılmaktadır. Firmaların zorunlu özürlü istihdam kotası azaltılırken, işyerlerinde emekçilere kreş gibi sosyal hizmetler vermek işverenler için artık zorunlu olmaktan çıkarılmaktadır.

Türkiye'nin AKP döneminde yüksek ekonomik büyüme masalı, emekçilerin sömürü düzeninin meşrulaştırmıştır. Emek önemsizleşirken 301 gibi, azınlık hakları gibi bazı sosyal meseleler ise o kadar çok önem kazanmaktadır. Bu gibi konuların AB ve ABD'den de destek bulduğu bir gerçektir. Bireysel özgürlük konularında yeterince çaba sarf etmeyen ülkelerin dikkatini çeken AB, sendikal hak ve mücadelelerde, örneğin Türkiye'de geçen yıl ve bu sene meydana gelen 1 Mayıs olaylarında susmayı tercih etmektedir. Çünkü birincisi Yeni Dünya Düzeni projesi içinde önemli bir mihenk taşı vazifesi görmektedir, ikincisi ise yani emekçilerin hakları yeni düzen projelerinden tamamen dışlanmıştır. O yüzden Soros gibi uluslararası finans çevreleri ve AB fonları düşünce özgürlüğü gibi bireysel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi üzerine maddi, manevi destek vermektedirler

Bu bağlamda 1 Mayıs'ta AKP hükümetinin ve valisinin emekçilere yaşattığı terörü, özgürlüklerin gasp edilmesi şeklinde yorumlamak, emek sorununu bir özgürlük metası haline dönüştürdüğünden doğru değildir. Çalışma herkese bir haktır, özgürlük değildir. Dolayısıyla 1 Mayıs'ın temel amacı emeğin yüceltilmesidir. Bu vesileyle meydanlara inen emekçiler, sınıf mücadelesine vurgu yapacaktır, emek sömürüsünü lanetleyecektir, yeni istihdam paketini, esnek çalışma koşullarını protesto edecektir. Bu söylemler birer soyut düşünce değildir, emekçilerin insanca yaşama hakkıdır, somut talepleridir. O zaman 1 Mayıs'ta emekçilere saldırıyı düşünce özgürlüğüne saldırı biçiminde yorumlamak, herkese eşit insanca çalışma hakkını bir görüş kabul edip, karşı bir yaklaşımın da var olabileceğini meşru kılmaktadır.

Türkiye'de yoksulluk diz boyudur. Halen 2006 yılında 320 bin oyun çağında çocuk çalışmaya zorlanmaktadır. 15-17 yaş arası genç çocukta ise bu sayı 638 bin'dir. Oyun oynaması gerekirken çalışmaya mecbur kalmış çocuk sayısı 1 milyon'a yakındır. Bu da toplam istihdamın yüzde 4 civarına denk düşmektedir. Bir de ev işlerinde çalışan çocuklar kategorisine bakıldığında, oyun çağında olup ev işlerinde çalışan çocuk sayısı 2006 yılında tam 4 milyon 883 bin kişidir. Çocuk istihdamı emek sömürüsünün en acımasız şeklidir. Buna bir de iş bulma ümidini yitirmiş yetişkinleri ve işsizleri eklediğimizde yüzde 16 civarı bir işsizlik oranı elde etmiş oluruz. Üstelik iş bulma ümidini yitirmiş yetişkinlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. O zaman 1 Mayıs'taki emekçinin sesi, herhangi bir sivil toplum kuruluşunun sesi değildir, AKP hükümeti de bunu bildiğinden sosyal güvenlik yasa tasarısında emekçilerin hükümete karşı gösterdikleri direncini de göz önünde bulundurup çalışanları susturmak istemiştir. Taksim'de susturamayacağı içinde emekçilerin evlerini, parti binalarını, genel merkezlerini abluka altına alarak yapmaya çalışmıştır. Zaten o güne kadar hükümet kanadından gelen her açıklama ayrı bir provokasyondur. 1 Mayıs'tan bir gün önce Adalet Bakanı, emekçilerin Taksim inadının devlete bir başkaldırı olabileceğini söylemişti.