Mesut Odman - 1 Mayıs’a dair birkaç ders notu


Daha çok yeni olduğu için biraz daha yazmaya konuşmaya devam edeceğiz. Yine olayın bu tazeliği yüzünden bazı değerlendirmelerimizde yanılma payı da yüksek olabilecek. O yüzden, şimdilik, not etmekle, birtakım notlar almakla yetinelim.

Dersini anlamaya çalışan bir öğrenci olarak benim sıcağı sıcağına tuttuğum notlar şöyle:

Bu yılın 1 Mayıs'ına katılan emekçilerin, elbette İstanbul'dakilerden söz ediyoruz, kararlılık, gözüpeklik ve disiplin açısından biraz daha ileri bir düzeye ulaşabildiklerini söylemek, herhalde çok yanıltıcı olmaz. Bu iyidir.

Buna karşılık, işçi sınıfına yöneltilen terörün etkisini azaltabilecek, belki de daha baştan böyle bir teröre karşı caydırıcılık etkisi yaratabilecek bir yığınsallık sağlanamamıştır; sağlanamayacağı, karşı tarafın hesaplamalarının içinde baştan beri belirgin bir yer tutuyordu. İşçi sınıfı sözcülerinin beş yüz bin, bir milyon türünden öngörü ve iddiaları, ne yazık ki bu berbat sözcüğü kullanmak durumundayız, bir blöf olarak algılanmış ve karşı taraf blöfü görmüştür. Bu kötüdür. Belki de daha da kötüsü, bunun görülmesi pek kolay bir blöf oluşudur.

Sınıfın işlevleri farklı örgütlerindeki ortak davranabilme ve eşgüdüm yeteneğinde bir adım daha atıldığı gözlenebilmektedir. Doğru hedefin belirlenmesi, bunun üzerinde küçümsenemeyecek bir ısrarın ve kararlılığın sergilenebilmesi mümkün olmuştur. Bu iyidir.

Ancak, bu eşgüdümün ve kararlılığın eylem hedefine ulaşmadan önce zayıflayıp dağıldığı görülmüştür. Bu ise kötüdür. Ayrıca, eşgüdüm içinde birtakım hazırlıklar yapılırken, karşı tarafla görüşmeler ve makul sayılabilecek bir esneklik içinde pazarlıklar yürütülmüş; ama bununla sınırlı kalınmış, başka yollar aranmamıştır. Örnek olsun, hukuk alanı ile ilgili araçlar geliştirilememiştir. Örneği biraz açacak olursak, kamu yönetiminin yasakçı kararlarına karşı idari yargının enerjik ve yaratıcı yaklaşımlarla devreye sokulması üzerinde durulmamıştır. Bunun da iyi olduğunu ileri sürmek mümkün değildir.

Ülkemizde emekçilere karşı yapılan uygulamaların "devlet terörü" diye adlandırılması, gözle görülür bir yaygınlık kazanmıştır. Emekçilere ait olduğu söylenemeyecek, hatta onlardan yana oldukları bile belli bir gerçekçilik düzeyinde ileri sürülemeyecek çeşitli kuruluşlar, 1 Mayıs 2008'de İstanbul kentinde yaşananları "devlet terörü" diye nitelemekte ortaklaşmışlardır. Bu da iyidir.

İyidir de, sözü edilen terör karşısında ortaya çıkan görünüm, görünümün kendisi değilse bile, İstanbul'da olup da sokağa çıkmayan ya da çıkamayan ve İstanbul dışında yaşayan emekçiler tarafından algılanışı, bir ezilme ve çaresizleştirilme durumudur. Bu algının eylemin tam da içinde bulunmuş emekçilerin ne kadarında ortaya çıkmış olabileceği sorusunu da ihmal etmemek gerekir. Bütün bunlar kötüdür. Hele, geçen yıl da böyle olan ya da böyle algılanan görüntülerin bütün ülkeye yayıldığı hatırlanacak olursa, çok kötüdür. Hele hele, ağzımızdan yel alsın, gelecek yıl da böylesi görüntülerin ağır basması olasılığı, kötünün de kötüsünü anlatmaya yetecek sözcüklerin bulunmasını gerektirecektir.

Bu kez, 1 Mayıs'ın öncesinde ve hemen sonrasında, halkımızın önemli bir bölümünde bir bayram olarak, hem de işçi bayramı olarak 1 Mayıs'ın geçerliliği, haklılığı, meşruluğu eskisinden daha ileri bir kabul edilirliğe ulaşmıştır. "Ne olmuş, haklarıdır elbet, bayramlarıdır kutlayacaklar", hatta "istedikleri yerde kutlasınlar" söylemleri kayda değer bir yaygınlık kazanmıştır. Bu da iyidir kuşkusuz.

Ama, bunlarla birlikte ve yan yana, "ne güzel, bayram yapıp halay çekeceklerdi/çekecektik; bunda ne kötülük var, izin vermedi alçaklar" söylemi de yaygınlaşmıştır. Bu da kötüdür; tehlikelidir. Emekçiler bebelikten beri mücadele günü, bayramsa da mücadele bayramı olarak öğrenip belledikleri 1 Mayıs'ın laylaylom bayramı olarak sunulması ile karşı karşıyadırlar. Buna yönelik her türlü kolaylığın, altını çizerek söylemeliyiz, her türlü kolaylığın sağlanması karşı tarafın acil eylem planında yerini almıştır. Süs bebeği görünümüne bakılmaksızın kendisine bir sınıfsal akıl yakıştırmanın yerinde olacağı Arzuhan Hanım, boşuna pek yumuşak ve hoşgörülü demeçler vermemektedir.

Şimdi, kıssadan hisseye gelmenin zamanıdır. İşçi sınıfı için her iş ve eylemi, hiç değilse her önemli eylemi, başlarken ve bittiğinde değerlendirirken tek bir şaşmaz ölçüt vardır: Bu bizi iktidara nasıl ve ne kadar yaklaştıracak, başlarken elbet, ve bittiğinde de, ne kadar yaklaştırdı? Bu hem esas ya da temel, bu sözcüklerin hatırlattığı anlamda tek ölçüttür; hem de kendisinden ikincil ya da türev ölçütlerin elde edilebileceği birincil yahut kaynak ölçüttür. Yukarıda sıralamaya çalıştığım, bir bölümüne ve vurgularına itiraz edilebilecek, ayrıca aynı önemde ya da daha önemli başkaları eklenebilecek ölçütler böyledir.

Emekçilerin kurtuluşu, her adımı atarken şu soruyu sormalarındadır: Bu bizi iktidara nasıl ve ne kadar yaklaştıracak?