ÖZGÜRLÜKLER
Hangi hakkın ihlalinden söz etsek bilmem ki?
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. Maddesinde düzenlenen ‘kişi özgürlüğü ve güvenliği Hakkı’nın mı; 6. Maddesinde düzenlenen ‘adil yargılanma hakkı’nın mı ihlalinden söz etsek?
Ceza Muhakemesi Kanunu ihlalinden mi söz etsek; oradan eleştirdiğimiz anayasanın eleştirdiğimiz anayasal hükümlerinin ihlal edilmesine mi gelsek?
İşkencenin önlenmesi bakımından çok önemli bir eğitim çalışmasını, Adalet Bakanlığı ve TTB birlikte gerçekleştireceklerdi. İstanbul Protokolünün uygulanması için hekimler, savcılar, yargıçlar eğitilecekti.
Ev sahipliğini Türk Tabipleri Birliği’nin yaptığı bir kokteyl verilmişti. Bakanlık bürokrasisinden katılımcılar vardı. Gencay Bey, projenin öneminden söz etti. İşbirliğinden duyduğu memnuniyeti…
İronik bir durum. Bir tıp profesörü, hekim örgütlerinin başkanı ve çok değerli bir insan hakları savunucusu, hukuksal açıdan olduğu gibi, tıbbi açıdan da pek çok eksik ve yanlış muamele ile karşılaştı.
İdare makamları açısından da söylenecekler var:
İnsan onuru, bir muamele beklentisini ifade eder. İnsan olma simgesine uygun muamele. Her koşulda korunması gereken bir değerdir insan onuru.
Sormak lazım: Gece yarısı operasyonları da ne oluyor?
Bir buçuk ay önce verilmiş hukuka aykırılığı açık bir kararı, bir gece sabaha karşı ve kişinin kendi ikameti ve mahkemenin yargı çevresi dışında olduğu bir zamanda uygulamak da ne oluyor? Adres araştırması neden yapılmadı? Neden mahkemeye davetiye ile çağrılmadı? Neden İstanbul’da mahkemeye çıkarılmadı, da İstanbul dışı beklendi ve sabaha karşı “operasyon”yapıldı? Herhalde hukuk düzeni, sonuçta bu konuları aydınlatacaktır.
Şöyle de düşünülebilir: İstanbul ve Ankara polisinden bir nezaketi, üstelik hukuksal yönü de olan insani nezaketi beklemek pek mi yanlış olur?
Demirel’in sütçü metaforu pek de fena sayılmaz.
- Bir sabah kapınızın zili çaldığında sütçünün geldiğinden emin olmalısınız.
Gelenlerin, “rutin” uygulaması böyleyse, vay başımıza, sizin bizim başımıza geleceklere…
Atılı suç ne olursa olsun, hukuk, “tutukla” diyor mu? Hayır.
Peki niye onca yasa değişikliğine karşın, cezaevleri darbe dönemleri hariç en kalabalık dönemlerini yaşıyor. Normalde, eski kanunlar döneminde 60-65 bin civarında olan cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı neden son üç yılda 95 binlere fırladı?
Gencay Gürsoy’un karşılaştığı muamele hukuk düzeninde ve polis uygulamasında pek çok konunun sorgulanmasını gerektirmeli.
Ne kadar kolay tutuklama kararı verilebildiğini, ne kadar keyfi biçimde gözaltı uygulaması yapılabildiğini; ne kadar kolay bir biçimde işkence yasağının ihlal edilebileceğini gösterdi, Gürsoy’a yapılan muamele.
1 mayıs meydanlarında keyfi ve orantısız güç kullanımı, başka alanlardaki hukuka aykırılıkları görmemizi engellememeli. Bir bütün olarak bakılmalı.
Sorun insan hakları ve demokrasi sorunudur.