Cumhuriyet Gazetesi’nden enteresan manşet: AB’ye eleştiri, ABD’ye övgü
Cumhuriyet gazetesi bugünkü manşetinde ABD Büyükelçisi Wilson ile Mustafa Balbay’ın gerçekleştirdiği röportajı “ABD’den ölçülü mesajlar” başlığıyla duyururken, yine aynı manşet içinde yer alan kutuda “Kapatma davası: AB-AKP koalisyonu” ifadesine yer verildi.
Cumhuriyet’in manşetteki kutusunda “AKP’ye yönelik kapatma davasının ardından AB sözcülerinden gelen açıklamalar dikkat çekiyor. Açıkça AKP’ye destek veren, Türkiye’deki laikliğe karşı tavır alan AB sözcüleri, iktidar partisinin toplumu geren, dinci yapılanmanın önünü açan uygulamalarını ise görmezden geliyor. Açıklamalar yargıya müdahale niteliği taşıyor” denirken, hemen üstündeki “ABD’den ölçülü mesajlar” vurgusu dikkat çekiyor. Bu başlığın altında Wilson’un “laiklik” vurgusu, “ılımlı İslam” kavramına mesafesi, “1 Mart geride kaldı” ifadesi, TSK ile uyumlu çalıştıklarına dair açıklaması ile Türkiye ile çalışma gerekliliğinin farkında oldukları, yeni Başkan ile Irak politikasının değişebileceği beklentisi yer alıyor.
Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Balbay’ın köşe yazısında da “AKP’nin A ve B Planı: AB” denirken, iktidar partisinin AB’nin desteğini cebinde bildiği ancak ülke içinde ve ABD’de destek bulmasının zor olduğu vurgulanıyor. Dün Yargıtay’ın dile getirdiği “Yargıda yapılması gereken değişiklikler bizden önce AB’ye bildiriliyor…” eleştirisine de değinen Balbay AB’nin Türkiye’ye kendi kurallarını dayattığını söylüyor.
Cumhuriyet gazetesinin AKP’nin AB’ye yönelmesi karşısında ABD’ye yönelmesi dikkat çekici bir noktaya ulaştı. AKP karşıtı muhalefetin anti-emperyalist yönünü sulandıracak bu yaklaşımın ABD’nin Kürt sorununda Türkiye ile işbirliği yapmasının ardından su yüzüne çıkması da dikkat çekici. Bilindiği gibi uzun bir süredir ulusalcı cephe, antiemperyalizmi “Kürt düşmanlığı”na yönlendirmeye çalışıyordu. Bugün ABD ile Kürt düşmanlığında uzlaşılmasının “ulusalcılar”ın ABD’ye yaklaşan tavırlarında etkili olduğu açık.
Cumhuriyet’in ilginç birinci sayfa yazıları şöyle:
ABD’den ölçülü mesajlar
Ross Wilson, AKP davasına demokrasisi güçlü, laik ve hukukun üstünlüğünü benimsemiş bir Türkiye penceresinden baktıklarını belirtti
MUSTAFA BALBAY
ANKARA - ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Cumhuriyet’e verdiği özel demeçte, AKP davasına demokrasisi güçlü, laik ve hukukun üstünlüğünü benimsemiş bir Türkiye penceresinden baktıklarını belirtti. Fethullah Gülen’in yanında ya da karşısında olmadıklarını vurgulayan Wilson, ılımlı İslam tanımını kullanmadığını ve benimsemediğini ifade etti. Wilson, BOP’un Türkiye’yi hedef almadığını, soğuk savaş sonrasında Türkiye’nin ön cephe haline geldiğini söyledi.
Wilson, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
- ABD’de ciddi bir başkanlık yarışı var. Adayların Türkiye ile ilgili görüşlerini genel olarak biliyoruz ama, Obama farklı… Yeni yönetimle birlikte ABD’nin Türkiye politikasında nasıl değişiklik olur?
- Öncelikle söylemek istediğim şu ki, seçimlerin sonuçları belirsiz. Cumhuriyetçi aday Senatör McCain Türkiye’nin büyük bir dostu. Ben burada iken iki kere Türkiye’ye geldiler. Senatör Obama hakkında daha az bilgim var. Ancak kendisine her konuda danışmanlık eden ciddi bir ekibin olduğunu söyleyebilirim. İkinci olarak şunu söylemem gerekir ki, yeni başkanlar Amerikan politikalarını bir gözden geçirir ama özellikle dış politikamızın özü değişmez, yeni yönetimle aynen devam eder.
- Bunun Türkiye için de geçerli olduğunu mu söylüyorsunuz?
- Türkiye son derece önemli bir ülke. Özellikle bu zorlu bir coğrafyada bulunması, konumu itibarıyla ABD için çok önemli. Bu gerçek 10 yıl önce de böyleydi, 10 yıl sonrası da bu önemini koruyacak. O yüzden de Türkiye ile ilgili politikalarımız 10, 15, 20 yıldır nasılsa genel olarak aynı şeklide devam edecek.
TÜRKİYE ÖN CEPHE
- 1990’lı yıllarda Sovyetler’in çökmesinden sonra Tükiye’nin bölgedeki önemiyle ilgili farklı yorumlar yapıldı. Soğuk savaşta NATO katında cephe ülke olarak görülen Türkiye’nin bugünkü konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye’nin ABD için olan önemi arttı diyebiliriz. Türkiye dünyanın bu zorlu coğrafyasında barış, istikrar, refah ve özgürlük hedeflerinin ön cephesinde bulunan bir ülke. Soğuk savaş zamanında gerçekten bir çatışma olacağını düşünen pek çok kişi bunun Orta Avrupa’da olacağını düşünmüştü. Şu an içinse Türkiye’nin güneyinde, güneydoğusunda doğusundaki bölgelerde gerçekten çatışmalar oluyor. Hem ABD için hem de ABD’nin müttefik olduğu taraflar için gerçekten son derece ciddi sorunların yaşandığı bir coğrafya bu. Eskiden düşman olarak tabir edilen bir tek Sovyetler Birliği yerine, şimdi düşman olarak adlandırmayacağımız ama pek çok ciddi sorun yaratan diğer pek çok ülke var. Bunun yanı sıra aynı zamanda devlet dışı birtakım gruplaşmalar, terörist grupları var ki onlar Afganistan’da, Pakistan’da, Irak’ta ve dünyanın diğer yerlerinde medeni toplumları tahrip etmeye çalışıyorlar yaşama biçimimize tehdit oluşturmaya çalışıyorlar. O yüzden bu komplike dünyaya baktığımda bana göre Türkiye en az bahsettiğiniz soğuk savaş döneminde olduğu kadar önemli, hatta daha da önem taşıyor.
1 MART, TARİH OLDU
- Geçmişten bugüne gelirsek, soğuk savaş döneminde iki ülke arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması çok geniş bir çerçeveydi. Bunu bugünkü koşullara uyarlamak istiyordunuz ki, 1 Mart tezkeresi yaşandı. Bunun izleri ne ölçüde devam ediyor?
- ABD’nin Türkiye ile olan ilişkisi hususunda bir belirsizlik yoktur. Elbette ki 2003 Mart ayında yaşanan sorun her iki ülkemiz için de bir sorundu ve Aralık 2005’te buraya ilk geldiğimde söylediğim ilk şeylerden biri de şu olmuştu: Bu artık geçmişte kaldı, tarih oldu ve Amerika’nın Türkiye ile olan ilişkilerinde de belirleyici bir etken olmayacaktır ve olmamıştır.
Sayın Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde yayımlanan ortak vizyon belgesi bir dizi işbirliğinin örneklerinden biridir. Elbette karşılıklı yeni beklentiler vardır. Ama iki ülke ilişkilerinin temeli güçlüdür. Yeniden altını çizmek istiyorum, ilişkilerimiz güçlüdür ve güvenlidir.
- Bu ilişkiler bağlamında BOP’u nereye oturtuyorsunuz? BOP’ta Türkiye’nin rolü ne?
- Bunun tam açılımı Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’dir. G-8 ülkeleri zirvesinde sanırım 2004 yılında gündeme gelmişti. O zaman da şimdi de bir Amerikan projesi değildi. Buradaki fikir, Kuzey Afrika ülkelerinden Afganistan’a kadar bölgeyi genel olarak ele alabilmekti.
Azgelişmiş ekonomileri, demokratik kurumların yetersiz olması, yeterince sivil toplumun varlığının olmaması ve pek çok problemler içeren bu ülkeleri ele almak istediler.
Türkiye de yardımda bulunması için çağrı yapılan ülkelerden biri. Türkiye bu geniş kapsamlı projelere dahil olup projenin alt gruplarında birkaç projede liderlik rolü üstlenmiştir. Başka bir şekilde ifade etmem gerekirse Türkiye bu projenin bir hedefi değildir. Bu proje Türkiye’yi değiştirmeye çalışmamaktadır. Tam aksine Türkiye’nin katkıda bulunmasını sağlamaya çalışmaktadır.
DEMOKRASİ, LAİKLİK VE HUKUK
- AKP davasına AB sizin kadar yansız yaklaşmıyor. AB temsilcileri daha çok AKP’nin kapatılmaması yönünde tavır ortaya koyarken sizin laiklik ve kurumlara saygı penceresinden baktığınız dikkati çekiyor. AKP davasına bakışta AB ile ABD arasında yaklaşım farkı olduğunu düşünüyor musunuz?
- Aslında bu konuları geçmiştim diye düşünüyorum ama… ABD, Türkiye’nin AB’ye üye olma girişimlerini kuvvetli desteklemektedir. Bu AB üyelik süreci Türkiye’de pek çok değişiklik yapılmasını gerektirecektir. Hem siyasi sistemde, hem düzenleyici politikada, hem ekonomisinde, hem de hayatın diğer tüm yönlerinde. AB liderlerinin özellikle başkan Barroso’nun yaptığı açıklamaları da bu perspektiften yorumluyorum. Bu konuyla ilgili bir şey daha söylemek isterim ki, bizim görmek istediğimiz Türkiye açısından çok büyük bir görüş ayrılığı olduğunu düşünmek bence hata olur.
Her iki taraf da hem ABD hem AB güçlü ve demokratik bir Türkiye görmek istiyor. Güçlü, demokratik kurumlara sahip, laiklik ilkeleri ve hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir Türkiye… Ama tabii ki şunun da farkındayız ki, önemli temel seçimler Türklerin yapması gereken seçimler. ABD’nin ya da diğer başka bir dış gücün dikte edeceği seçimler değil. Hem ABD, hem de AB Türkiye’ye Atatürk’ün belirlediği Avrupa hedefleri doğrultusunda Türkiye’ye yardım etmek ister. Bu yönde değişiklikler ister.
ILIMLI İSLAM TANIMINI KULLANMIYORUM
- Laikliğin ve demokrasinin Türkiye açısından önemini vurguladınız ama, ABD’de ılımlı İslam projesi diye özetleyebileceğimiz başka bir çalışma var. Türkiye’ye de bu çerçevede yaklaştığınız görüşü hâkim. Ne diyorsunuz?
- Ilımlı İslam benim kullandığım bir terim değil. Çünkü ne olduğundan da emin değilim. Biz Türkiye’de pek çok konuda yakından çalışıyoruz. Zira ortak bir geçmişimiz var. Sovyet yayılmacılığına karşı birlikte bir mücadelemiz var. Demokratik değerlere, özgürlüğe karşı aynı şekilde iki ülke olarak bağlıyız. Hem NATO hem de diğer ikili ilişkiler, anlaşmalar çerçevesinde birlikte çalışıyoruz. Tüm bu unsurlar bizim ilişkimizin temelini oluşturuyor. Ama elbette ki bu bölgede bazı ülkeler var ki, o ülkeler özgürlüklerle, demokrasiyle ilgili değiller. Komşularıyla barış, refah adına birlikte çalışmak pek onları ilgilendirmiyor ve elbette hem burada hem dünyanın diğer yerlerinde terörist gruplar var ki, onlar bizim toplumumuzu ve yaşama biçimimizi çok radikal bir şekilde tahrip etmek istiyorlar ve işte bu kesimlerin bazıları İslam örtüsüne bürünmeye çalışıyorlar. Kendilerini öyle ifade etmeye çalışıyorlar.
Halbuki İslamla hiçbir ilgileri olmamalarına rağmen ve Batı dünyası da dünyaya bakış şeklini ve ifade biçimini sadeleştirmeye çalıştığından İslami aşırıcılık terimini kullanabiliyor ki bu tabii ki aslında doğru bir şey değil. İşin gerçeği şu ki o kişiler sadece şiddete başvuran şiddet aşırıcıları… Ve ABD’de, Batı dünyasında bazen kullanılan bu ılımlı İslam tabiri aynı yerden ortaya çıkıyor sanıyorum. Aslında komplike olan bir konudan bahsedebilmek için bazı kişilerin basit ve kısaltma gibi kullandığı bir terim bu… Tekrarlamak gerekirse ben bu terimi kullanmıyorum ve ABD yönetiminin de kullandığını düşünmüyorum. Biz dostlarımızla ve müttefiklerimizle yakından çalışıyoruz ve Türkiye de dost ve müttefik bir ülke.
GÜLEN’İN NE KARŞISINDA NE YANINDAYIZ
- Ilımlı İslam tartışmaları Fethullah Gülen hareketi ile birlikte yürüyor. Gülen, ülkenizde yaşıyor. Başta Orta Asya’daki okullar olmak üzere ABD’nin doğrudan ya da dolaylı desteği söz konusu. Bu konudaki görüşünüz nedir?
- ABD Fethullah Gülen’i ne destekler ne de karşısındadır. ABD’ye seyahat etmek için, yaşamak için kısa süreli orada kalmak için vize alan her çeşit insan var. Bu demek değil ki biz illa ki onları destekliyoruz. Biz, ülkemize aldığımız kişiler üzerinde dini ya da ideolojik bir test yapmıyoruz. Orta Asya’daki okullar ya da diğer bölgelerdeki okullarla ilgili sorulara gelince, ben Bakû’da büyükelçiyken oradaki okullarından birine gittim. Etkileyici bir yerdi. O sıralar komünizm biteli 7-8 ay olmuş… Eğitim kötü durumdaydı. Azerbaycan’daki şimdiki durum tahmin ediyorum ki daha iyiye gitmiştir. Ama okulları ziyaret edince gördüğümde benim üzerimdeki etkisi şöyle oldu; gayet iyi iş çıkarılmış diye düşündüm. Ama orada ideoloji ya da dini çalışmalarla ilgili bir şey görmedim. Gördüğüm şey çok umutsuz durumda olan ve yardıma ihtiyacı olan çaresiz insanlara yardım etmek için bir şeyler yapıldığıydı. Ama tekrarlamak gerekirse ABD Fethullah Gülen’e ya da onun temsil ettiği şeyi ya da hareketini ne desteklemektedir ne de karşı çıkmaktadır. Bu hareketi ne sevmektedir ne de sevmemektedir diyebiliriz.
PKK GÜÇ KAYBEDİYOR
- Irak’taki durum iç açıcı değil. Ülkenizde yayımlanan kitaplarda da ABD operasyonu fiyasko olarak nitelendiriliyor. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?
- Siz sorunuza yeni seçilecek başkanın nasıl bir etkisi olur diye başlamıştınız, işte Irak’taki politikamız da yeni başkanın kim olduğuna büyük ölçüde bağlı olacak. Geçen yıl yüzden fazla Kongre üyesi Türkiye’yi ziyaret etti ve her biri Irak’ın istikrarlı, birleşik güçlü bir ülke olabilmesi için yapılan çalışmalarda Türkiye’nin rolünün ne kadar önemli olduğunu anladı ve takdir etti. Bu nedenle de ben diğer işlerimden daha ziyade Irak meselesi üzerinde hep çalıştım. Türk yetkilileriyle bu konu üzerinde çalışmalar yaptım; bu çalışmalar en yoğun işlerimdi.
- Türkiye’nin aklına, Irak deyince, terör ve PKK sorunu geliyor. Uzun süren bir güvensizlik dönemi yaşandı. Şimdi durum nasıl?
- Başkanımız Türkiye ile PKK konusunda, Kuzey Irak’taki PKK varlığı konusunda etkili bir şekilde çalışmaya büyük önem ve öncelik veriyor. Çünkü genel olarak Irak’ta başarılı olunması açısından bunun ne kadar önemli olduğunun farkına vardık. PKK ile mücadele konusunda ikili işbirliğimiz de çok iyiye gidiyor. PKK saldırıda bulunma becerilerini giderek yitiriyor. Daha da önemlisi terörist kimliği daha da netleşiyor, ortaya çıkıyor, belirginleşiyor diyebiliriz. Benim perspektifime göre bu bir başarı oldu ve devam etmek zorunda.
- Bir dönem terör örgütünü İran’a karşı kullanacağınız konuşuldu…
- Biz terör örgütleriyle hiçbir ilişkiye girmeyiz… Böyle bir işbirliği kesinlikle düşünmeyiz…
- ABD’den terörle mücadelede Türkiye’nin de yapması gerekenler var yorumları da geliyor. Örneğin siyasal çözümden söz ediliyor. Bundan kastınız nedir?
- Her şeyden önce terörle mücadelede Türkiye’nin yanındayız. Çözüm için sözünü ettiğimiz kültürel hakların verilmesi ve ekonomik dengesizliklerin giderilmesidir.
- Terörle mücadele zemininde TSK ile diyaloğunuz nasıl?
- TSK ile çok sıkı bir diyaloğum var. Kasım ayında Başkan’la Başbakanınız arasında gerçekleşen görüşme ve varılan anlaşma için çok çalışma yapılması gerekti, ki bilgi paylaşımı sağlanabilmesi için doğru mekanizmaların kurulabilmesi açısından bu gerekliydi, yapıldı. Bölgede bulunan ABD askerlerine kaza eseri yanlışlıkla bir ateş açılmaması, bu tür bir kazanın meydana gelmemesi için eylemlerin çok iyi bir şekilde koordine edilmesi gerekirdi. Hem PKK ile mücadelede hem de ikili ilişkilerimiz açısından ABD-Türkiye ilişkileri ve ABD-Türkiye askeri ilişkileri açısından, iki taraf arasında iyi bir güven kurulabilmesi açısından da çok önemli kazanımlar elde edildi.
AB-AKP ortaklığı
AB Dinci yapılanmayı görmezden geliyor
AKP’ye yönelik kapatma davasının ardından AB sözcülerinden gelen açıklamalar dikkat çekiyor. Açıkça AKP’ye destek veren, Türkiye’deki laikliğe karşı tavır alan AB sözcüleri, iktidar partisinin toplumu geren, dinci yapılanmanın önünü açan uygulamalarını ise görmezden geliyor. AB yetkililerinden son 1 ay içinde gelen açıklamalar şöyle:
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso: Kapatılma davasını duyunca doğrusu şaşırdım. Laiklik bir dogma değildir. Demokratik laik anlayışta dini gereklere saygı gösterilmeli. Böylesi bir süreci gelişmiş bir ülkede görmek mümkün değil. Avrupa standartlarının uygulanmadığını görürsek kayıtsız kalamayız, ama Anayasa Mahkemesi kararına da saygı duyarız. Ümit ediyorum, karar Avrupa standartlarına, Venedik Komisyonu içtihatlarına uygun olur. (11 Nisan-Ankara)
- Türkiye’nin bir gün AB’nin tam üyesi olması için Türkiye’de tam demokrasi ve demokratik laiklik olmalıdır. Laiklik zorla dayatılamaz. Avrupa’daki demokrasilerde normal olduğu şekilde tüm garantileriyle uygulanan demokratik bir süreç olmalıdır. Türkiye’deki bu durum bizi kaygılandırıyor. Çünkü açık söylemek gerekirse ülkenin başlıca partisine karşı, devletin en üst makamlarına karşı bir kapatma davası açılması, çok sık görülen bir şey değil ve devletin örgütlenmesinin temel ilkelerini tartışmaya açan bir durum. (8 Mayıs-Slovenya)
AB’nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn: Kapatma davası Kopenhag kriterleri ile uyuşmuyor. AB, siyasi ve insan hakları kriterlerinin ısrarlı ve ciddi ihlali durumunda müzakere sürecini gözden geçirmeye mecbur kalabilir. Bu da parti kapatma olayları yaşanırsa müzakerelerin kesilebileceği anlamına gelebilir. (30 Nisan AB Gayriresmi Dışişleri Bakanları toplantısı)
- Şu anda AKP aleyhine açılan kapatma davasıyla Türkiye yeni bir siyasi tansiyon sürecinden geçiyor. AB’nin bu davaya tepkisi reddetmek oldu. Çünkü AB demokrasilerinde siyasi partilerin kapatılma davaları normal değildir. AB aday ülke olduğu için Türkiye’de yaşananlara kayıtsız kalamaz. Ama Türkiye-AB katılım sürecini olumsuz etkilememesi için elbette demokratik prensipler ve hukukun üstünlüğünün Avrupa standartlarına uygun şekilde uygulanmasını umuyoruz. (3 Mayıs-İngiltere)
- AKP’nin şeriat yasasını savunmadığını aslında sağır sultan bile biliyor. Böyle bir çağda bunu herkes bilebilir. Ancak biz yargının işini yapmasını bekleyeceğiz. (7 Mayıs-İstanbul)
AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana: AKP’nin kapatılması Türkiye’nin AB ile ilişkilerine darbe vurur. Ancak yüksek mahkemenin makul davranacağı umudundayım. Çünkü kapatma, Türkiye’nin Avrupa’da bizimle ilişkilerine bir darbe olur ve bu durumun sonuçları da çok kötü olabilir. Demokrasilerde parti kapatma hiç de normal bir durum olarak değerlendirilemez. (9 Nisan-Avrupa Parlamentosu)
Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans-Gert Pöttering: AKP demokratik yollarla iktidara gelen bir partidir. Bu nedenle AKP’yi kapatmak absürdlük olur. (8 Mayıs-Slovenya)
Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk: AKP hakkında kapatma kararı verilirse bunun sonucu Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin askıya alınması olabilir. (15 Nisan- Brüksel)
-Bence AKP’nin şüphecilere gizli gündemi olmadığını, laiklik taraftarı olduğunu göstermesi gerekiyor. Ancak AKP kapatılacaktır. Yerine yeni bir parti kurulacak. O parti de iktidar olacaktır… AKP anayasayı değiştirerek böyle bir şeyin olmasını engelleyemedi. (3 Mayıs-9 Eylül Üniversitesi)