Kemal Özer - Bir soruşturma ve yanıtı
Mayıs ayı başında üzerinde durulması gereken olaylardan biri 1 Mayıs ise bir başkası da 68’lilerin 40. yılıyla Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının 36. yıldönümüydü. Her üçü basına geniş ölçüde yansıdı; yeni değerlendirmelere, bu arada tepkilere yol açtı. Yılın başından bu yana tartışma ortamına damgasını vuran şiir ile yaşam ilişkisi, bu vesileyle de gündemdeki yerini korudu.
Varlık dergisinin Mayıs sayısında yer verdiği soruşturma, hem geçmişin bir daha değerlendirilmesi, hem de gündemdeki bu ilişkinin bir başka açıdan yorumlanması için fırsat yaratmış oldu. Dergideki soruşturmanın sorusu şöyleydi:
“Sinan Cemgil ve arkadaşları, 31 Mayıs 1971’de Nurhak dağında; Hüseyin Cevahir, 1 Haziran 1971’de Ankara’da; Mahir Çayan ve arkadaşları, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de vurularak öldürüldüler. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972’de idam edildiler. İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır’da işkenceyle öldürüldü. Bu operasyonun hukuki, siyasi, ahlaki ve vicdani sorumluluğunun arkasında hiçbir siyasi kurum ve kuruluş duramadı. Bugün o günleri nasıl hatırlıyorsunuz? O sürecin, yazdığınız şiirler üzerinde bir etkisinin olduğu söylenebilir mi? Veya ket vurucu bir etkisinden söz edilebilir mi? Bugün, 36 yıl sonra, bir şair olarak bu olup biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Benim şiir ile yaşam ilişkisini de içereceğini düşünerek verdiğim yanıt, öyle sanıyorum ki, başta andığım öteki olaylara da edebiyat, özellikle de şiir açısından nasıl bakılması gerektiğine ilişkin kimi ipuçlarını barındırıyor. Yanıtım “Belirleyici İstenç ve Yol Gösterici Birikim” adını taşıyor ve şöyle:
“Dosya sunuşunda sözü edilen öldürümler, tekil olaylar değildi. Bir süreç içinde karşımıza çıkmıştı. Bu süreci, en geniş kapsamıyla ‘yaşanan’ı olduğu gibi kabul etmeyen, yaşamı değiştirmeye yönelik bir istenç belirliyordu. Öldürülenler, bu sürecin içinde, toplumsal bilincin siyasal öncüleriydi. Toplumun kendi yazgısına sahip çıkması için, kuşatılmış olduğu engellerden, uğradığı kısıtlama ve baskılardan, içinde yaşadığı haksızlık ve sömürüden kendini kurtarmasını amaçlıyor, buna giden yolu toplumsallaşma ve siyasallaşma aşamasının yaygınlaşmasında görüyordu.
O yaygınlaşmanın önemini, önü askerî darbelerle kesilmeye çalışıldıktan sonra, 80’li yıllarda içine girdiğimiz dönem çok daha açık göstermiş olmalı. Yaratılmak istenen umutsuz ve karamsar havaya bugün karşı çıkmayı sürdürmek, o günlerin taşıdığı iletiyi doğru algılamaktan geçiyor diye düşünüyorum. Anılanlar yalnız anılarıyla değil, asıl bu iletiyle anılmalı. Ucu teslimiyete varan her türlü edilginlikten silkinip çıkmak için.
Şiire gelince, dosyanın karşımıza çıkardığı dönemi bu alanda da, ‘yaşanan’ı olduğu gibi kabul etmeyen, yaşamı değiştirmeye yönelik o istencin belirlediğini söylemeliyim. Temelde iki ayrı yaklaşım sözkonusu oldu. Biri, siyasal ve toplumsal olayların yüz yüze getirdiği duygularla yetinenlerin, şiiri bir vicdan sorunu gibi ele alanların yazdıklarında yansıdı. Öteki ise, yaşamı değiştirme istencinin yalnız belli dönemlerde öne çıkmasıyla değil, bu istenci sanatın temeline yerleştirenlerle, sürekli dolaşımda tutmak isteyenlerle ürün verdi.
Sözünü ettiğim bu iki yaklaşımdan biri, benim bütün şiir serüvenimin belirleyicisiydi. O günleri yalnız belli olayların yarattığı duygularla algılamaktan yana değildim. 70’li yıllar boyunca bütün yazdıklarım (Kavganın Yüreği, Yaşadığımız Günlerin Şiirleri, Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya, Geceye Karşı Söylenmiştir) altı çizilesi o istencin toplumsallaşma ve siyasallaşma yolunda toplumu örgütlemesi doğrultusu göz önüne alınarak okunabilir. Öldürümlerin de içinde yer aldığı kimi olaylar bu şiirlerde (sözgelimi ‘Bir Mayıs Günü’) doğrudan yansıdığı gibi, bir duruşun (sözgelimi ‘Yurttaşlarla Konuşmalar’ bölümünde) sergilenmesine, bir bileşimin (sözgelimi ‘Bir Kurtuluş Savaşı İçin Açıklamalar’ bölümünde) ortaya konmasına da yol açtı.
Vicdanları rahatsız olduğu zaman ‘yaşanan’a ilgi gösterenlerin bugün bulunduğu yer, 80 sonrası gündeme getirilen o umutsuz ve karamsar havaya ne denli uygun düşüyorsa, toplumsallaşma ve siyasallaşma yolundan dönmeyenlerin yarattığı birikim direnmelere o denli kaynaklık edici nitelikte.
Yaşamı değiştirmeye yönelik istenç, hem siyasal ve toplumsal alanda, hem sanat alanında 36 yıl sonra da yön göstermeyi sürdürüyor.”