Mesut Odman - Memur
Bizim terbiyemize göre, çok yakın arkadaşını övmekle kendini övmek arasında bir fark yoktur; kendini övmekse ayıptır, yakışık almaz. En yakın arkadaşlarımın ne çok olağanüstü sözünü, yazısını bu yüzden es geçmişimdir. Şunca yıldır, her türlü freni boşaltıp üç beş satır karaladığım gerçekten ayrıksı birkaç durum dışında, bu ahlak öğretisine aykırı davrandığım ileri sürülemez. Hayranlıkla dinlediğim ya da okuduğum halde, haksızlık etmeyi göze almış ve övgülerimi açıkça dile getirmemişimdir. İyi yahut doğru olduğu için söylemiyorum; tam tersine, sık sık sorgularım. Ama sorgulamak başka, uzaklaşıp arınmak başka.
Bu kez öyle değil. Bu kez övgüyle anacağım yazının sahibi, bir kez karşılaşıp tanıştığım, ama şimdi sokakta karşılaşsam hatırlamakta güçlük çekeceğim bir kişi. Genç bir üniversite hocası olduğunu biliyorum ve keşke bu insanların öğretmenlik yaptıkları okullarda yeniden öğrenci olabilseydim diye hayıflanıyorum.
Ahmet Alpay Dikmen 7 Mayıs günü bu gazetede bürokratları yazdı. Son derece doğru ve etkileyici idi. Örnek vermek gerekirse, çok yakını bir eski bürokrattan başlayarak devam eden şu satırlar: “(…) ölmeden önce Osmanlıca-Türkçe sözlük yazmak işi ile uğraşırdı, bütün Türk ve dünya klasiği romanları okumuş, şiir, edebiyat ve tarihten zevk alan, evinde zengin bir kütüphanesi olduğu için gurur duyan bir adamdı. Yeni bürokratik elit ise yurtdışında, özellikle A.B.D. ya da İngiltere'de master veya doktora yapmış, yabancı dil bilmekle gurur duyan, roman veya şiir okumaktan çok bir takım İngilizce ‘business’ dergileri okuyan, dünya borsalarını takip eden, lüks lokantalarda yemek yemekten ve alternatif tatilden (Fransa Alplerinde kayak yapmak, Tibet'e gitmek ya da Kızıldeniz'de dalmak gibi) hoşlanan, evinde dünyanın çeşitli yerlerinden getirdiği içki kolleksiyonu bulunan, misafirlerine bunları ikram ederken her birinin öyküsünü ballandıra ballandıra anlatan bir model olarak karşımıza çıkıyor. Bu bürokratik elit Ankara'da genellikle Çankaya, Karakusunlar, Bilkent, Ümitköy hattında ikamet etmekte, Eskişehir yolu üzerindeki işyerlerine oldukça lüks arabaları ile ulaşmakta, Kızılay veya Ulus gibi genellikle avam takımının takıldığı bölgeleri yılda ortalama olarak 1-2 kez görmekte, bowling oynamaktan, filmleri İngilizce orijinal dilinde izlemekten hoşlanmaktadır”.
Bu satırlar bana 35-36 yıl öncesini, 12 Mart baskı rejimi sürerken başlamış ücretli çalışma hayatımın ilk ve unutulmaz amirini hatırlattı. Kimliğinin apaçık ortaya çıkmasını engelleyecek biçimde yazmaya çalışacağım; kendisi öyle isterdi çünkü.
Ünlü bir politikacının kızı ve büyük bir şairin kardeşi olan bir hanımefendi ile evliydi. Evlendikten sonra Paris’e doktora yapmaya gitmiş ve uzun süre oralarda kalmasına rağmen, o işi pek de uğraşılır bulmadığı için olmalı, tamamlamadan dönmüştü. Benim uzun uğraşlardan ve birtakım abuk sabuk güvenlik soruşturmaları yüzünden epey bir süre işsiz kaldıktan sonra her nasılsa bulabildiğim kamu görevinde yöneticimdi. Birikimine ve yeteneklerine hiç uygun olmayan bir birimde, bir tür sürgün durumundaydı. Gece yarılarına kadar beni bırakmazdı; yapılan iş bana pek kolay geldiği halde kendisine saygısızlık etmemek için onun hızına uyarak ağırdan alırdım ve çalışma saatlerini aşmadığımız pek az gün olurdu. Bunun karşılığında ise herhangi bir “fazla mesai ücreti” kesinlikle söz konusu değildi. Bir gece, laf arasında yeri geldiği için, kayınbiraderinin olağanüstü güzellikteki dizelerinden birkaçını, o zamanlar bugünkü kadar zavallı durumda olmayan belleğimden okuyuverince, bana olan sevgisi ve güveni artmıştı; yine de, kendisine yapılan yanlışlığı arif olanın da zor anlayacağı bir kapalılıkla anlatırken bile sıkıldığını hatırlıyorum. Oysa, tam bir kepazelikti ve bir sürü molozun onun tartışılmaz bir yeterlilikle üstlenebileceği seçkin bürokratik konumlarda bulunduğu bir bakanlıkta, başına yıkılan ve hiç kendisine uygun olmayan işi yapmasını kolaylaştıracak benim gibi bir yeni yetmeyi bulmuş olmaktan çok memnundu. Aşağı yukarı benim babam yaşında olmasına rağmen, çoğu kez beni utandıracak kadar saygılı ve incelikli davranırdı.