Nazım Kumpanya bu akşam dinleyicileri ile buluşuyor
soL İlk konserini bu akşam gerçekleştirecek olan Nâzım Kumpanya, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin (NHKM) çağrısıyla bir araya gelen müzisyenlerden oluşuyor. 2007 yılının Ekim ayından beri çalışmalarını aralıksız sürdüren kumpanya, kendini "eşliksiz koro, eşlikli solistler topluluğu" olarak ifade ediyor. Kumpanya, dünya üzerindeki tüm coğrafyaların müzikal birikimine açık olmakla birlikte kendi beste ve düzenlemelerini seslendirmeyi ana hedefi olarak görüyor.
Mutlu Ödemiş'in şef, R. Yiğit Özatalay'ın piyano eşliği, Burhan Şeşen, Emin İgüs, Gökhan Şeşen, Gülcan Altan, İmge Mingiroğlu, Murat Güner, Nevra Yapıcı, Nimet Çakıcı, Özgür Ay, Seyhan Şahin, Şebnem Ünal, Ufuk Karakoç, Vedat Sakman’ın korist olarak görev aldığı Nâzım Kumpanya, bu akşam saat 20:30'da NHKM Ruhi Su Salonu'nda ilk kez sahne alacak.
İgüs: “Hep birlikte, hep bir ağızdan”…
İlk konserlerinin öncesinde Nâzım Kumpanya’yı oluşturan değerli müzisyen dostlarımızın görüşlerine ve Nâzım Kumpanya fikrinin oluşumuna büyük katkıları olan Emin İgüs’le yaptığımız kısa röportaja yer veriyoruz.
soL: Nâzım Kumpanya fikri nasıl oluştu?
Emin İgüs: Nâzım Kumpanya fikri üç yıllık bir NHKM birikimi ve “müzisyenler atölyesi” çalışmaları sonucunda oluştu. Birlikte ses çıkarma gereksinimine koşut, bunun gerektirdiği yapılanmanın zorluklarını ve hatta var olan yapıları sürdürmenin zorluklarını da eşzamanlı gözlemleme şansımız (aslında şanssızlığımız) oldu. Yaşadığı dünyayla bir derdi olup üstelik söyleyecek sözü de olan müzisyenleri biraraya getirip, öğretmeye ve öğrenmeye açık ve hevesli bir duruşla, ayrı ayrı kimliklerimizden ortak bir kimlik yaratabilir miyiz diye kendi kendimizi sorgulamaya başladık.
Birlikte şarkı söylemeye ihtiyacımız var hatta giderek iyi şarkı söylemeye ihtiyacımız var ve daha sonrasında bu şarkılarla çoğalmağa ve “hep birlikte, hep bir ağızdan” söylemeye hasretimiz var. İşte bu “hasret” bizi Nâzım Kumpanya’ya götürdü.
NHKM'yle bağı nedir Nâzım Kumpanya'nın?
Nâzım Kumpanya NHKM’nin çalışma birimidir ve NHKM’nin çağrısıyla kurulmuştur. NHKM elindeki bütün olanakları bu kumpanya için sonuna kadar kullanmaktadır. Kumpanyanın kendi iç işleyişi vardır ve hem yönetimsel hem müzikal kararlarını kendi içinde alır; sonrasında bu kararlarını NHKM’nin ilgili birimlerinde tartışmaya açar.
Özetle Nâzım Kumpanya NHKM’nin çalışma birimlerinden biridir, kumpanya çalışanları da kendi alanları içinde en doğru kararları almanın sorumluluğu ve bilinciyle hareket eder.
Nâzım Kumpanya'da usta müzisyenlerle ve genç müzisyenleri biraraya getiren, birlikte müzik yapmalarını sağlayan, birararada tutan nedir?
Bunu daha çok koro çalışanlarının kendilerine sormak gerekir, ben tanımlamanın neresinde duruyorum bilemem; ancak böyle bir ekiple çalışmaktan büyük mutluluk duyuyorum ve çok şey öğreniyorum, ayrıca yıllardır tanıdığım ama bir türlü iki çift lafı biraraya getiremediğim müzisyen arkadaşlarımla da adeta yeniden bir dostluk inşa ediyoruz.
Nâzım Kumpanya kendisine nasıl bir yol tarif ediyor?
Nâzım Kumpanya bir yol arkadaşlığıdır; birlikte çalışmanın, üretmenin ve paylaşmanın yeridir; birbirimizi doyasıya sevmenin, sevebilmenin ve anlayabilmenin mekanıdır. Bunları önemli ölçüde başarabildiğimizi düşünüyorum, her geçen gün gözlerdeki ışıltının arttığını görebiliyorum. Şimdi birlikte şarkı söyleyebiliyoruz, yarın daha iyi de söyleyeceğiz ve yakın bir gelecekte “hep birlikte, hep bir ağızdan” da söylemeyi başaracağımıza inanıyorum.
Türkiye'de sanatçıların aslında genel olarak insanların yalnızlaştırıldığından bahsediyoruz. Nâzım Kumpanya bu yalnızlaşmaya karşı da birlikte üretmenin de bir ifadesi gibi duruyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de egemen kültür anlayışının sanatçılara, müzisyenlere biçtiği bir elbise vardır, bu elbise çoğunluk büyük bir memnuniyet içinde giyilmekte ve taşınabildiği kadar da taşınmaktadır. Bir de bu elbiseyi reddeden ve reddini çeşitli biçimlerde dile getiren, direnen bir azınlık (!) söz konusudur; bizler bu direnişte yalnızlaşmak ya da başkalaşmak istemeyen ve bunun için de birbirinin birikimine, sesine, sazına, gücüne, mücadele azmine ihtiyaç duyan insanlarız; zaman zaman yorulsak da yanımızda bizi ayağa dikecek birinin olduğunu bilmenin güveniyle yol alıyoruz. Başta da söylediğim gibi ceketimizi, paltomuzu askıya asıp, “öğretmeye ve öğrenmeye” ve de “paylaşmaya” geldik.