Tevfik Çavdar - Açlıkla terbiye
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı, eski dostumuz, IMF ve Dünya Bankasının sadık kulu, Kemal Derviş buyurmuşlar ki, "Dünyaya yüksek enflasyonun tsunamisi gelmek üzere. Öncelikle gıda fiyatları hızla artacak" Kendisinin de kulu olduğu kurumların sermayeyi korumaya yönelik (IMF, MAİ, GATS, GATT; nice örgüt, sözleşme ve kurallar) tüm programları, politikaları bugünü hazırlamıştır. Türkiye'nin de 1998-2008 yıllarını kapsayan IMF bağımlılığı ve onu yaşama geçiren Kemal Derviş bugünlerin sorumlusudur. Bu program, ülkemizin bu teşkilatların gözetiminde, uluslararası finans ve derecelendirme kuruluşlarının denetiminde, ekonomik ve siyasal teşkilatlarının biçimlendirilmesine ve uluslar arası işbölümünde kendine verilen yeni rolü üstlenmesine yöneliktir.
Ekonomi ve Kamu yönetiminin yeniden yapılanması, AB'ye uyum projeleri vb. gibi nice parlak cilalı söylemlerle kamuoyuna sunulan programın asıl hedefleri ise şunlardı:
- Uluslararası ve ulusal finans kapitale, sermaye hareketlerine sınırsız serbesti sağlayarak yüksek getiri sunmak,
- İşgücü piyasalarını kuralsızlaştırma ve esnekleştirme yöntemiyle ucuz iş gücü deposu haline getirmek, katma değeri düşük teknolojilerde uzmanlaşmak ve sanayiinin uluslararası şirketlerin taşeronu haline dönüştürmek.
- Üretim sürecinde ithal girdi kullanımını ve ithal malların tüketimini özendirerek bir ucuz ithalat cenneti yaratmak
- Etkin ve demokratik yönetim, mükemmel yönetişim yaklaşımlarıyla toplumun siyasal ve ekonomik egemenliğinin temel kurumu olan meclisi devre dışı bırakarak yeni bir demokrasi anlayışını gündeme getirmek
Ana noktaları böyle belirlenen bir programın ülke genelinde yaygın bir işsizliği yaratacağı çok açıktır. Kayıt dışı istihdam, Turhan Selçuk'un bir karikatüründe çizdiği gibi "ekmek parası kazanıyoruz, yemek parası değil" biçiminde özetlenebilecek ücret politikasının mutlak açlığı ülkemizde yaygınlaştırdığı bugünden bellidir. Tarım sektörünün yukarıdaki program nedeniyle adeta çökmesi, on yıl içinde ancak ortalama yılda yüzde 1 büyümesi de hem kırsal alandan kente göçü özendirmiş hem de yedek işçi ordusunu büyütmüş, açlığı ve yoksulluğu kamçılamıştır.
Tarım sektörünü çökerten Dünya Bankası ve IMF kaynaklı tedbirleri, bağımsız Sosyal bilimcilerin 1998-2008 dönemini ele alan titiz çalışması ortaya koymuştur. Bu araştırmaya göre tarım sektörünü baltalayan kararların önde gelenlerini şöyle sıralayabiliriz:Yürürlükteki destekleme sisteminin ürün ve girdi fiyatlarına, sektörün kredilenmesine, damızlık hayvan ve tohum üretimine dönük tüm destekleme mekanizmalarının 1-3 yıl içinde tasfiye edilmesi… Kredi girdisinin Ziraat Bankası ile kooperatif görevi ve gübre tedarikçisi rolü de olan tarım Kredi ve Satış Kooperatiflerinin de işlevlerinin daraltılması ve tasfiye edilmesi nihayet, Dünya Ticaret Borsalarında oluşan dünya fiyatlarının bir referans sistemi olarak kullanılması. Prof. Korkut Boratav'ın zaman zaman tarım kesiminin bugünkü görünümünü yansıtan yazıları, soL okuyucularının zaten bilgisi dahilindedir. Tarım kesimini bu denli zayıflatan yukarıdaki politikaları, bir emir-kumanda bütünlüğü içinde uygulayan AKP iktidarının Tarım Bakanı, "Türk tarımının ülke gereksinimine yeterli olduğu iddiası gerçek dışı bir efsanedir" diye buyurmuş. Bazı ürünler açısından bu sav doğru olabilir. Fakat Özal'ın ünlü çikita muzunun gündeme gelmesinden bu yana yabancı tarım ürünlerinin rekabeti ile başlayan yenilgi Tarım sektörünün ilk ölüm fermanı olmuştur. Şurası açıktır ki tarım sektörü, özellikle 1950'den sonra ülke ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabiliyordu. Bakan bu gerçeği ve bugünkü yıkımı, efsane sözcüğüne sığınarak yadsıyamaz.
Şimdi daha ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Geçen yıl mortgage sisteminin neden olduğu kriz adım adım dünya finans sistemini yıkabilecek bir derinlik kazanmağa başladı. Bir yandan petrol kaynaklarına egemen olma niyetiyle başlayan Irak istilası, diğer yandan 125 dolara kadar yükselen ham petrol fiyatları ABD Başkanı ve yardımcısının da içinde bulunduğu bir avuç petrol şirketi ve ortaklarının servetlerinin katlanmasını sağlarken, milyonların kullandığı enerjiden gıda ihtiyaçlarını karşılayan ürünlere kadar her şey pahalılaştı. Petrol fiyatları petrol fiyatları yoksulları acımasızca ezerken, hızla yükselen kriz karşısında faturayı emekçi yığınlara, fukaralar kesmenin yolları aranmaya başlandı. Küresel sermaye için öncelik, bilgisayar başında menkul değerleri alıp satarak, haritada yeri bile bulunmayan adalardaki düzmece fonları kullanmak, yirmi beş yıldır, sürdürdükleri yeni simyacılığın devam etmesiydi. Paradan para üreten bu simyacılık finansal akımların tam serbestisi ile onlara inanılmaz boyutlara ulaşan servetler kazandırmıştı. Bu yöntemin devam etmesi için, dünyada serbestçe dolaşan, vurgun arayan likiditenin artması, bunu sağlamak amacıyla FED (Amerikan Merkez Bankası) ve onu izleyen AB; İngiltere, Japonya merkez bankalarının faizleri daha da düşürmesi, bununda ötesinde soyulacak ülkelerde de (Türkiye, Brezilya; Arjantin Vb) faizlerin artması icap eder. Bu tedavi yöntemini takviye etmek için ortaçağın spekülatif merkantalizmini de devreye sokmak gerekir. Adına yeni-merkantalizm de diyebileceğimiz bu ticaretin temeli ucuza kapat, pahalıya sat vurgunculuğuna dayanır. Yakın geleceğin bizlere arz edeceği resim budur. Yani, bunalımdaki küresel kapitalizm hastalığını, yığınları açlıkla terbiye ederek, tedavi edecek. Bu tedavi de derdine deva olmazsa onunla birlikte bir başka yöntem de devreye girebilir: Arş yiğitler küresel sermayenin imdadına, hedef İran, hücum!