Orhan Aydın - 40.yıl…

13 Mayıs 2008

Dünyanın eşitlik-özgürlük ve bağımsızlık için meydanları dolduruşunun 40. yılındayız.

Adım başı festivaller, paneller, söyleşiler, yazı dizileri, film gösterimleri, dinletiler.

Bir yandan, akılda kalıcı bir belgesel niteliğinde yaşananlar anlatılırken diğer yandan, Uluslararası "sanat" organizasyonu yapan kuruluşlar, 68'in devrimci rüzgarını arkalarına alıp kasalarını doldurmanın peşindeler!

Her değer paraya tahvil ediliyor.

Bazen şaşakalırsınız ya. Bana bu günlerde bu çok olmaya başladı.

Şaşakalıyorum.

Dünün ve bu günün dönekleri,  bir sürü aymaz  68 diyor da başka bir şey demiyor.

Engin Ardıç, Hadi Uluengin efendiler, Hasan Celal Güzel hazretleri dillerine doladıkları ile yaşıyorlar. Küfür boyutlarına varan saygısızlıkta yarış halindeler.

Yalnız da değiller.

Zaman gazetesinin yol gösterici akıl hocaları,, Yeni Şafak gazetesinin kendini yazar sanan mollaları, Vakit gazetesinin tecavüzcü aklayıcıları, Star'ın starları ve Taraf'ın tarafları da aynı şeyi yapıyorlar.  

Birlikte beş vakit namaz kılar gibi, eşitlik ve özgürlük isteyen onurlu yurttaşlara hakaret edip küfürler savurup hedef gösteriyorlar.

Fethullah çığırtkanı, STV denen kanal; sola, özgürlüğe, çağdaşlığa, uygarlığın tanımlaması sanata, yani insan aklına saldırarak ayakta durabileceğini düşünüyor. 

Haber bültenlerindeki taraflılık ve bu taraflılığın oluşturduğu saldırganlık insani boyutların da ötesine varmış durumda.

Ülke yurttaşlarını hedef göstererek yayıncılık yapan kuruluşlara, şirketlere karşı, bu ülkenin mahkemeleri yargıçları neden dava açmazlar?

AKM, Harbiye Muhsin Ertuğrul eylemleri sırasında Karanlığa Karşı Sanat Cephesi'ni açıktan hedef göstermişlerdi.

Benim ve Orhan Kurtuldu arkadaşımın görüntülerini yayımlayarak "İşte asıl sanat düşmanları. Bozgunculuk yapıp yıkımlara karşı çıkıyor, ortalığı karıştırıyorlar" diye haber yaptılar.

Üniversitelerdeki faşist ve dinci kışkırtmalara barikat olma kararlılığını gösteren gençlere karşı da, 1 Mayıs'ta Taksim kararlılığına sahip çıkanlara da aynı saldırıyı düzenlediler.

Bu günlerde, nerede ise ortaklaşmış medya gruplarının tüm liboşları bir koro halinde tek ses olmaya çabalıyorlar.

Sanki birileri bir yerlerden düğmeye basıp, birlikte hareket etmelerinin ilk adımlarını attı.

Hadi Uluengin, Engin Ardıç, Abdurrahman Dilipak, Hıncal Uluç ve Fehmi Koru gibi dünün ve günün adamlarından başka duyarlılıklar beklemek daha da şaşırtıcı olurdu.

Paranın padişahlığı, "satın alma" gücünün de ifadesidir.

AKP, tüm alanlardaki yarılmaları satın almalar yaparak da oluşturuyor.

Şirketler arası insan transferleri yapılıyor. Bu transferler ülkeler arası da olabiliyor. Bazı kurumların başına, uluslararası kuruluşlarda etkin görevlerde bulunan bazı yurttaşlar getiriliyor. Konuşulan rakamlar ülke batıracak cinsinden rakamlar. Bu paraların kaynakları neden açıklanmaz? Neden, yargı adına birileri ortaya çıkıp "nereden buldun" diye sormaz? Bu gün devlet katında transfer edilerek çalıştırılan kaç kişi vardır ve bu kişilere toplam ne kadar para ödenmiştir. açıklanmalıdır. Bu transferlerin merkezinde duran, 2010 projesinin başı Egemen Bağış efendi konuşmalıdır.

Birileri, diplerde sürünürken birden bire  bir yerlere "baş" oluveriyorlar.

Birçok kamu kurum ve kuruluşuna, ama özellikle TRT ekranlarına bakarak bu söylediklerimin doğrulandığını görebilirsiniz.

Şeriat ve gericilik propagandası yaparak hayatlarını kazanan bazı silahşorlara, TRT'de iş başı yaptırıldı.

Bırakın Türkçe konuşmayı, doğru dürüst cümle kuramayanlar program yapımcısı, yönetmeni, sunucusu oldular. Aralarında, oyunculuk yapanlar bile var!

AKP sayesinde, artistik hizmet alanlarında, estetik değerleri sıfır olan, bir arabi  saldırganlıktır gidiyor.

Düne kadar STV, Kanal 7, TGRT gibi dinci ve bağnaz kanallarda çay servisi yapan ya da koruma görevlisi olanlar, şimdi TRT'de el üstünde tutuluyorlar dersek yanlış olmaz.

Kurum çalışanlarının içinde imam hatipli mollalar, giderek çoğunluğu oluşturuyor.

Haber-Sen bültenleri ve açıklamaları bu düşüncelerimizin doğruluk kaynağıdır.

Hele TRT'nin bölge müdürlüklerinde yaşananlar tam bir rezalet boyutundadır.

Erzurum ve Trabzon müdürlüklerinde namaz saatlerinde mescit haline dönüştürülen stüdyolar vardır.

İşte bu cami avlusunun takunyalı, tespihli ve kara dualı  kültürünün bekçileri, döneklerle iş birliği yaparak, tüm toplumsal değerlere ortaklaşa saldırmanın cephesini oluşturmanın yolundalar.

Bu geriliğin AKP'li tüm belediyelerin kültür müdürlüklerini de kuşattığını daha önce yazmıştık. Basındaki kara kuşatma, Belediyelerdeki kuşatmanın bir iz düşümüdür.

68'in üstünden 40 yıl geçti.

Tüm gericilik dalgalarına karşın; ırkçı, faşist söylem ve uygulamalara inat, insanlık eşitlik ve özgürlük tutkularını yeni çabalara katarak daha da geliştirme kararlılığında.

Bu günün, dünün devrimci ruhuna kattıklarının içinde, örgütlenme hakkının kullanılması için gösterilen kararlılık önemsenmelidir.

Birlikte görüyoruz.

68'in 40. yılında ve üç fidanın faşist cunta yönetimince, yağlı urganlarla darağaçlarına çekildikleri 6 Mayıs günün 36. yıldönümünde, Beyazıt'tan Dolmabahçe'ye kadar özgürlük ve eşitlik şarkıları ile yürüyen yeni, başı dik ve de onurlu bir gelecek var.

İşte bu devrimci kararlılığın öreceği bir gelecekte; döneklerin, dinci yobazların, faşist güruhların ve satın alınmış kara adamların işi daha da zor olacaktır.

oaydinoaydin@gmail.com