Takım oyununun zaferi
Birinci Lig’in 50. yılındaki zirve yarışında ipi Galatasaray göğüsledi. Şampiyonun son haftada belli olduğu, lig tarihinin en çekişmeli sezonlarından birisini yaşadık. Kalite açısından pek tatmin edici bir futbol düzeyine ulaşmasa da ligde mücadele ve heyecan dozu yüksekti.
Zaten şampiyonluğa ulaşan takım da diğer ekiplere göre daha mücadeleci bir oyun karakterine sahip olan Galatasaray oldu. Sezon boyunca; büyük oranda yenilenen bir kadroyla yola çıkmanın dezavantajı yanında, 6 maçını seyircisiz oynama, önemli oyuncularının sakatlıklar nedeniyle aylarca takımdan ayrı kalması, kritik dönemlerde bazı önemli oyuncuların kadro dışı bırakılması, yönetimin değişmesi, sezonun bitimine 6 hafta kala teknik direktörün istifası gibi pek çok badire atlatan sarı-kırmızılı ekip, yılmadan, azim ve kararlılıkla sürdürdüğü mücadelesinin karşılığını aldı.
Galatasaray’ın farkı
Galatasaray’ı zirve yarışında çekiştiği rakiplerinden farklı kılan; prese, rakibi oynatmamaya, rakibi bozmaya, rakibin oyun kurmasını engellemeye dayalı, takımca fiziksel mücadele yönü ağır basan oyun anlayışıydı. Tabii sarı-kırmızılı ekibin her maçta bu işi becerebildiğini söylemek mümkün değil. Sürekli pres yaparak rakibi kendi sahasına hapsetmeyi başarabildikleri maçlarda, daha çok pozisyon bulup sonuca daha kolay ulaştılar. Bunu başaramadıkları maçlarda ise oldukça zorlandılar. Puanları da böyle maçlarda yitirdiler. Fiziksel güce dayalı oyun anlayışıyla mücadele eden bir takımın sezon boyunca her maçta aynı performansı göstermesi elbette beklenemezdi, ancak Galatasaray’ın oyunundaki dalgalanmalar ve iniş çıkışlar, zaman zaman umut kırıcı boyutlara ulaştı. Puan kayıplarında Feldkamp’ın fantezi sayılabilecek birtakım arayış ve denemelerinin de payı vardı. Ama yine de Alman teknik adamın, yeni oyunculardan oluşan bir kadroyu, şampiyonluk mücadelesi veren bir takım haline getirmekteki katkısı yadsınamaz. Her şeye karşın, ulaşılan şampiyonlukta en çok emeği olan kişilerin başında Feldkamp’ın geldiğini unutmamak gerekiyor.
Yabancılar devre dışı
Flaş transferi Lincoln’den beklediği katkıyı alamayan Galatasaray, orta sahada oyunu kuran, oyunun temposunu ayarlayan, oyunun daha kontrollü oynanmasını sağlayan lider özelliklere sahip bir oyuncunun eksikliğini hep hissetti. Takımın orta sahadaki yükünü çekmesi beklenen oyunculardan Linderoth’un da ciddi biçimde sakatlanarak takımdan uzun süre ayrı kalması, Galatasaray için bir başka ciddi handikaptı. Lincoln ve Linderoth’un yokluğu Galatasaray’ı ister istemez kontrollü oyunun uzağında tuttu. Kontrollü oynamaya çalıştığı maçlarda rakiplerine karşı üstünlük kuramayan sarı-kırmızılı ekip, başa baş geçen böyle bazı maçlarını tek golle de olsa kazanmayı bilerek yarıştan kopmadı.
En çok güvenilen yabancı oyuncular Lincoln, Linderoth ve Song, sakatlıkları nedeniyle takıma dişe dokunur bir katkı sağlayamazken, Orkun, Aykut, Uğur, Emre, Barış, Mehmet Topal, Volkan, Hakan Balta, Arda gibi gençler, başarılı performanslarıyla takımın mutlu sona ulaşmasında önemli rol oynadılar. Özellikle Linderoth’un yokluğunda forma giyme şansı bulan ve kısa sürede takımın vazgeçilmezi haline gelen Mehmet Topal, gösterdiği büyük gelişme ile takımın temel direklerinden birisi oldu.
Feldkamp’ın son 6 haftada görevi bırakmasıyla takımın sorumluluğunu yüklenen antrenör Cevat Güler, ligin bu en kritik döneminde, işin altından başarıyla kalkmasını bildi. Galatasaray, Cevat Güler yönetiminde çıktığı 6 maçını da kazandı. Medya, başlangıçta ısrarla görmezden geldiği Cevat Güler hakkında şimdi kahramanlık destanları yaratmaya çalışıyor. Deneyimli oyuncuların gençlerin motive edilmesinde oynadıkları rol de takımdaki dayanışma havasını yükseklere taşıdı.
Fenerbahçe yoruldu
Sarı-kırmızılı takım, sezon başında şampiyonluk adayları arasında gösteriliyordu tabii, ancak bir önceki sezon şampiyon olan; kadrosunu, Roberto Carlos gibi dünya çapında bir yıldızın yanı sıra Uğur Boral, Gökhan Gönül, Colin Kazım, İlhan Parlak gibi yetenekli gençlerle takviye eden Fenerbahçe, çoğunluğun bir numaralı şampiyon adayıydı. Ancak Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi kulvarında gösterdiği başarılı performansı Süper Lig’de bir türlü gösteremedi. Sarı-lacivertli ekip, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale yükselerek kendi adına tarihi bir başarıya imza atsa da, bu, sezonu kupasız tamamlamanın yarattığı üzüntüyü gidermeye yetmedi. Sezona, 2 kupa (Süper Lig ile Türkiye Kupası) ve Avrupa’da sesini duyuracak yerlere yükselmek hedefiyle başlayan sarı-lacivertli ekip, Şampiyonlar Ligi’ndeki çeyrek final başarısıyla, hedeflerinden sadece birisini tutturmuş oldu. Onca yatırıma karşın sezon sonunda elde bir kupanın olmayışı ise çoğunluk için hayal kırıklığıydı.
Fenerbahçe’nin Süper Lig ve Türkiye Kupası’nda hedeflerine ulaşamamasının kuşkusuz pek çok nedeni var. Fiziksel güç kapasitesi sınırlı, teknik oyuncu ağırlıklı kadrosuyla Fenerbahçe’nin yoğun maç trafiğini hasarsız kaldıracağı zaten şüpheliydi. Buna bir de Zico’nun geniş kadroyu verimli bir biçimde kullanmayı beceremeyişi eklendiğinde, Fenerbahçe’nin sezon sonuna doğru giderek düşen grafiğini anlamak kolaylaşıyor.
Zico da Şampiyonlar Ligi mücadelesinin kendilerini çok yıprattığına, özellikle Avrupa’daki maçların ardından ligde oynadıkları karşılaşmalarda puan kayıpları yaşadıklarına dikkat çekiyor. Ama Brezilyalı teknik adamın herkesin gördüğü bir gerçeği dile getirmesi o kadar da önemli değil. Şu anda önemli olan, Zico’nun özeleştiriye girişip, “Elimdeki bu geniş kadroyu daha verimli kullanabilir miydim” sorusuna yanıt araması.
Zico, her şeye rağmen ligi ikinci sırada bitirerek bir kez daha Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını elde etmelerinin kendileri açısından sevindirici olduğunu da söylüyor. Büyük hedeflere ve beklentilere koşullanmış bir kulüp için kuşkusuz bunun pek teselli edici bir yönü yok. Buna karşılık Şampiyonlar Ligi’nde yer almanın çok önemli olduğu da bir gerçek…
Gol kralı Semih oldu
Süper Lig’de 2007-2008 futbol sezonunun gol kralı, 17 golle Fenerbahçeli Semih Şentürk oldu. Sezon sonunda gol krallığı
sıralaması şöyle oluştu:
Semih (F.Bahçe): 17 gol
Holosko (Beşiktaş): 15 gol
Alex (F.Bahçe)
De Nigris (Ankaraspor)
Mehmet Yıldız (Sivasspor)
Umut Bulut (Trabzonspor): 14 gol
Ümit Karan (G.Saray)
Gökhan Ünal (Kayserispor)
Kezman (F.Bahçe): 11 gol