3,9 öğrenciye bir öğretim üyesi düşüyor: ‘Bulabilene’
HABER MERKEZİ Erdoğan dünkü grup toplantısında yine çok çocuk sahibi olmanın "önem ve gerekliliğinden" bahsetti. Bu kez daha iddialı olan Erdoğan "Ben halimden memnunum. Hamdolsun, çocuklarımla hemhal oldukça. Dört tane var, keşke beş, altı olsaydı. Ama dörtte kaldı" şeklinde konuşurken isteklerinin bilimsel olduğunu da iddia etti. Yetiştirmenin önemine değinen Erdoğan şu sözlerle bu konuda başarılı oluklarını öne sürdü: "Bugün Almanya'da bir öğretim üyesine 24 tıp öğrencisi düşerken, benim ülkemde bir öğretim üyesine 3,9 öğrenci düşüyor. Hesap ortada, orada 24, bizde 3,9."
Ancak bu açıklamanın yapıldığı saatlerde Türkiye'nin önde gelen tıp fakültelerinden Cerrahpaşa'nın mezuniyet töreninde dönem birincisi eğitimin aksaklığını eleştiriyordu.
Bilimsellikte nirvana
Söylediklerinin bilimsel olduğunu iddia eden Başbakan kullandığı istatistiklerle de konuya ne denli hakim olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Seçim dönemi ve sonrasında yaptığı kimi açıklamalarla sayılarla arasının ne kadar iyi olduğunu gösteren Erdoğan şimdi de bilimle arasının ne kadar iyi olduğunu kanıtlamış oldu. Özellikle olayları tek taraflı (sermaye tarafından) değerlendirmesi ile bilimsel yönteminin ne kadar yetkin olduğunu gördüğümüz Erdoğan çok çocuk konusunda kendisine karşı çıkanları bilimsel olmamakla eleştirdi. Şimdiki nüfus artış hızımızla 2037'de yaşlanan bir nüfus dönemine girileceğini sözlerine ekledi. SSGSS tartışmalarında da sürekli 2037 tarihinin geçiyor olması ise dikkat çeken bir başka noktaydı.
Tıp fakülteleri mi?
Başbakanın açıklamasında yer alan "Bugün Almanya'da bir öğretim üyesine 24 tıp öğrencisi düşerken, benim ülkemde bir öğretim üyesine 3,9 öğrenci düşüyor. Hesap ortada, orada 24, bizde 3,9" ifadeleri ne yazık ki kâğıt üzerinde oldukça sevimli duran rakamlar olmaktan ileri gitmiyor. Özellikle başbakanın açıklaması ile aynı saatlerde gerçekleşen bir başka toplantıda ortaya konan gerçeklerden haberdar olunduğunda.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin dünkü mezuniyet töreninde dönem birincisi Ümit Yaşar Sinan'ın yaptığı konuşma Erdoğan'ın iddiaları ile çatışır nitelikteydi. Sinan "Biz, artık hastalarımız olacak, onları muayene edeceğiz, tanı koyup tedavilerini planlayacağız düşüncesiyle kliniklere gittik. Ama bilgisayara tanı kodu girmek, hasta tüplerini laboratuara taşımak, epikriz yazmak, ambulansla hastane içinde hasta götürüp getirmek gibi asistanlarımız tarafından angarya gibi görülen görevlerle karşılaştık" sözleriyle intern doktorluk döneminin nasıl geçtiğini paylaştı. İntern doktorluk döneminde karşılaştıkları zorlukları "Gün geldi sağlık sektörünün diğer çalışanlarıyla karşı karşıya getirildik, gün geldi hastalarımızın yakınlarıyla" şeklinde örnekleyen Sinan öğrencilerin fikrinin dikkate alınmamasından yakındı.
Başbakan tıp fakültelerini örnek verirken bildiği bazı gerçeklerin de üstünden atlamakta bir sakınca görmedi. Bu gerçeklerin en başında 3,9 öğrenciye düşüyor denilerek övünülen hocaların okulda bulunmaması yer alıyor. Özellikle klinisyen olan öğretim görevlileri yarı zamanlı çalışmayı tercih ediyor. Bunun sonucu olarak da kendilerini yetiştirmek zorunda olan, aslında eğitilmek için orada olan asistan doktorlar aynı zamanda öğrencilerin de eğitimini üstlenmek durumunda kalıyor. Bu tablo da pek çok aksaklığa neden oluyor. Hocaların pek çoğu ise özel hastanelerde veya muayenehanelerinde bazılarının deyimiyle "dükkanlarında ekmeğini kazanıyor".