soL Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AKP grup toplantısında, daha önce dile getirdiği 3 çocuk yapma çağrısını tekrarlamakla kalmadı "artırımda" da bulundu. Kendi çocuklarından bahsederek "Dört tane var, keşke beş olsaydı, altı olsaydı. Ama dörtte kaldı" diye hayıflanan Erdoğan bunları "inançlı" ve "bilimsel" olarak söylediğini öne sürdü.
Başbakan'ın "bol çocuk" ısrarının inanç yönü, İslamcılar tarafından benimsenen çocuk yaparak çoğalma ve ümmeti genişletmenin yanı sıra, muhafazakar aile yapısını güçlendirmeyi hedefliyor. Zira, Erdoğan'a göre 3 çocuk yapılmasını savunmayanlar "Aileyi köreltmek, aileyi yok etmek" istiyorlar. Ancak malum kapatma davasının gündemde olduğu günlerde, Erdoğan 3 çocuk çağrısının "inanç" yanına fazla değinmiyor.
Buna karşın Erdoğan 3 çocuk yapmanın gerekliliğinin bilimsel nedenleri üzerine epey bir şey söyledi. "Bu ülkede her ailede en az 3 çocuk olmalıdır" sözünü söylerken 2040, 2050 Türkiye'sini düşündüğünü savunan Erdoğan, hedefini "Genç ve dinamik bir Türkiye'yi korumak ve ileriye götürmek" olarak açıkladı.
Yaşlanma korkusu
Türkiye'nin nüfusunun yaşlandığına dikkat çeken Erdoğan "Lafla, 'Nüfusum gençtir' demenin bir anlamı yok. Şu andaki hesaplarla eğer bizim artış oranımız, şu andaki hızıyla giderse biz 2037 yılında yaşlanan bir nüfus dönemine giriyoruz. Ondan sonra bunun bedeli çok ağır olacaktır ülkemize. Bu hassasiyeti ben milletimden istiyorum" diye konuştu
Avrupalıların nüfusu "arttırmak" ve "gençleştirmek" için "üste para, destek verdiklerini" savunan Erdoğan, 3 çocuk önerisine karşı çıkanların, "Türkiye'nin geleceği yaşlı olsun, nüfus düşsün" dediklerini öne sürdü.
Türkiye'de yabancılara satacak bir şey bırakmayan sermaye sınıfının, son yıllarda Türkiye'nin nüfusunun gençliğini sıklıkla dile getirdikleri biliniyor. Genç ve büyük bir nüfus, düşük ücrete çalışmaya razı emekçi yığınları, gerektiğinde de emperyalist savaş planları için ateşe atılabilecek Mehmetçik anlamına geliyor.
İşsizler çoğalsın ki…
Erdoğan'ın 3 çocuk çağrısı için sunduğu "bilimsel" temel, iktisat ilmine dayanıyor: Bir ülkede ne kadar çok işsiz varsa, emek ücretleri de o kadar düşüktür; zira belli bir ücrete çalışmayı reddeden işçinin yerine, daha azıyla daha çok çalışmaya razı aç bir işsiz pekala bulunabilir.
Erdoğan'ın 3 çocuk çağrısının altında Türkiye'yi ucuz emek cenneti yapmak yatıyor. İktisat ilminin "ne kadar işsiz - o kadar düşük ücret" denklemini iyi bilen Erdoğan, sermaye sınıfının kaygılarını yansıtıyor. Tekstil sanayisinin Çin'e gidişini dehşetle izleyen, "markalaşmak" gibi söylemlerle kendini avutmaya çalışan sermayedarlar, sömürü ve kâr oranı yüksek, emek yoğun sektörlerden vazgeçemiyorlar.
Mısır'la, Çin'le rekabet etmek isteyen Türkiye burjuvazisi, ülkemizdeki emek ücretinin de bu ülkelerdeki düzeyde olmasını arzuluyor. Ancak bunun için daha fazla nüfus, daha fazla işsiz gerekiyor.
Elbette işsizliğin toplumsal bir bedeli var. Erdoğan bunu çözmenin devletin görevi olduğunu söylüyor.
Çağımızın işsiz kahvehaneleri: Üniversiteler
İşsizliğin patlamaya dönüşmemesi, genç nüfus içindeki işsizliğin toplumsal huzursuzluklara dönüşmemesi için de Türkiye'nin dört bir yanına birbiri ardına yeni üniversiteler kuruluyor. İşsizleri, en azından bir süreliğine, gözden uzak tutma işlevleri nedeniyle "modern kahvehaneler" olarak adlandırabileceğimiz söz konusu üniversiteler, büyük şehirlerde özel sermaye eliyle, Anadolu'daysa devlet eliyle kuruluyor.
Hiçbir plan yapılmadan, Türkiye'nin tüm illerine kurulan üniversiteler, eğitim veremeyecek, ama yüz binlerce işsiz genci bir süreliğine ortadan kaldıracak.
Konuşmasında dayanışmadan bolca bahseden Erdoğan, işsiz kitlelerin açlıktan ölmekten nasıl kurtarılacağını da açıklıyor. AKP'nin kömür, pirinç ve bilumum erzak dağıtma harekatları, kısa vadede seçimlerde oy almayı, uzun vadedeyse, geniş işsizler ordusunu canlı tutmaya yarayacak sadaka kültürünü ayakta tutmayı amaçlıyor.