Sanatın kendisi devrimcidir
Müzisyen Vartkes Keşiş, Keops müzik grubunun kurucusu. Moğollar gibi isimlerle aynı sahneyi paylaşan Keops Türkiye’nin ilk rock gruplarından birisi.
Ermeni kökenli bir ailenin çocuğu olan Keşiş, babasının ölümü ile Üsküdar Surp Haç Ermeni Lisesi’ndeki yetimhanede kalmış bir süre. Sosyalist olduğu için 77 senesinde yetimhaneden kovulduğunu anlatan Keşiş, kendisinden 5 sene önce Hrant Dink’in de yetimhaneden aynı sebepten dolayı kovulduğunu hatırlatıyor. Yetimhaneden kovuluşunu anlatan Keşiş, “77 yılında Mao’nun kitabını yakaladılar. 35 kişi hep birlikte atıldık okuldan” diyor. Yetimhaneden sonra okula uyum sağlayamadığı için ortaokul üçte okulu bırakmış. Çalışıp aldığı gitarla müziğe başlamış sonraları. Artık festivallerde ve birçok etkinliklerde sahneye çıkıp, kullanabildikleri tüm dillerle şarkılar söylüyorlar.
Keops’un oluşumunu, yaptığı müzikal çalışmaları grubun kurucusu Vartkes Keşiş ile konuştuk. Müzikal yolculuklarında neler yaşadıklarını ve günümüz müzik sektörünü nasıl değerlendirdiğini konuştuk.
Keops ne zaman ve kimler tarafından kuruldu?
1981 yılında müziğe başladım. Araya askerlik girdi. Askerden 1986 yılında döndüm. Çalışıp gitar aldım. Grubu da o yıllarda kurdum. Beklenti yaratmasın diye dünyada genel kabul edilen Keops ismini aldık. Enternasyonel bir hali var yani. İlk sahnemiz Hiroşima’ya atılan bombanın yıldönümüne denk geldi ve bende onunla ilgili bir beste yaptım. Toplumsal mesajlar vermeye özen gösterdik. Hep kendi içimize kapalıydık. Çünkü yetimhanede büyümüşsün, çevren yok. Ermeni rock müziği yapıyorum demiyorum ama sonuçta Ermenilerden oluşuyoruz. Ben Ermeni değil, müzisyenim. Çünkü ben hiçbir zaman Ermeni olmadım. Ermeni doğdum.
Grubumuzda benim dışımda Arman Çakılcıyan, Yasemin Çil, Üner Demir, Atilla Doğan, Fırat İkisivri ve Ertuğrul Dede yer alıyor. Üner ve Fırat lise öğrencileri ama genç yaşlarına rağmen temiz ve iyi çocuklar. Yedi kişilik grubumuz tiyatrocu bir arkadaşımızın bize katılması ile bazen 8 kişi oluyor. Tiyatro oyunlarının müziklerini de yapıyoruz.
Ermeni kültürü hakkında Yaşam Radyo’da program yapıyorsunuz. Ermeni olduğunuzdan ve o kültüre ait bir çalışma yaptığınızdan dolayı olumsuz tepkilerle karşılaştınız mı?
Ermeni kültürünü tanıtma adı altında Yaşam Radyo’da program yapıyorum. Bir kültürü anlatamazsınız. Anlamak ve dinletmek üzerine bizimkisi… Herkesin soru sorabileceği bir yer olması benim için daha önemli. Tepki ile karşılaşmadım. Çünkü bir dilin yargılanamayacağını düşünüyorum.
Sizi etkileyen müzisyenler ve gruplar kimler?
Moğollar, Erkin Koray’lar yani 60 – 70 yılların müzikleri. Kültürümüzün ilk dönemleri. Jim Hendrix’i çok severim. “Müzik bir dil ve dindir” der mesela. 4. sınıf algısına göre yapılan müzik pop ve popüler müziktir. Şansıma o dönemlere denk geldim.
Bulunduğum durumdan pek taviz vermedim, veremedim. Müzik dinlemekten geçer doğru. Ne kadar çok okursanız o kadar çok iyi yazarsınız. Ne kadar çok dinlerseniz o kadar iyi çalarsınız.
Birçok müzik grubu zamanla dağılıyor veya ayrılıyor. Sizce bir grubu ayakta tutmak zor mu?
Tek kelime ile heyecan işi. 13 sene önce ayrıldığım klavyeci arkadaşımı Facebook’ta buldum. “Vartkes devam mı?” diye sormuştu. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz. Etkinliklerde o da bizimle. Müzik hissetme işidir. Ben hiçbir zaman bırakamadım. Şu ana kadar tek bile sahneye çıktığım oldu.
Türkiye’de yapılan müziği nasıl buluyorsunuz?
Moğolların, Fikret Kızılok’ların dönemleri çok güzel işlerin ortaya çıktığı dönemlerdir. Türkiye’nin gerçeği bunlar. O zamanlar yani çocuk denecek yaşlarda bizler Bekir Yıldız, Yaşar Kemal, Jack London, Gorki okurduk. Şimdilerde bu estetiğin önünü kestiler. O dönemler bitti. Jack London’la ilgilenen çocuk kalmadı.
Esmer Dergisi’nde de yazmıştım. Bizim zamanımızda ‘Heidi’ diye bir çizgi film vardı mesela. Şimdi ki çocukların ise ‘Pokeman’ları var. Bizler ‘Heidi’ye göre yaşamımızda evrilirdik. Pokeman şimdi ki çocukları nereye götürdü? Böyle kavramlarla içleri boşaldı. Rock’da böyle bir şey. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da bu böyle. Kottan ve siyahtan ibaret bir rockçılık hakim. Eski zamanlarda böyle değildi. Azdık ve birbirimize rastladığımızda konuya nereden gireceğimizi iyi bilirdik. Şimdi her şeyin olduğu gibi rock’ın da içini boşaltılar. Rock ‘hayır’ demektir. Hayır diyorlar mı? Diyorlarsa neye hayır diyorlar? Bu çok önemlidir. Bir arkadaşım bugüne baktığında “Vartkes bizim zamanımızda sanatçıya saygı vardı. Bizim sahnemiz vardı” derdi. Şimdi rock barlar var. Hayır, ben barda müzik yapmam.
Müziği bir yolculuk olarak adlandırırsak, Keops bu yolculuğun neresinde kalıyor?
Son noktasında. Nereye doğru ilerler hiç bilmiyorum. Evrilirim ama ne şekilde ve nerede olur onu şimdi kestiremiyorum.
Keops’un uzun geçmişi olmasına rağmen henüz bir albümü yok. İlerde albüm yapmayı planlıyor musunuz? Korsan müzik hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şuana kadar albüm çalışmamız hiç olmadı. Bir tek stüdyoda kayıtlarımız var. Bu güne kadar neden olmadı diye sorarsanız? Sebebi ekonomiktir. Çünkü arkadaşım Yaşar Kurt, albüm çıkardı ve albümündeki şarkılarına müdahale edildi. Aman şurası olmasın, burası böyle olsun. Firmaya bağlı olduğu için bunlar oluyor. Çünkü firma sahipleri albümün çok satmasıyla ilgileniyorlar. Onlar bana gelsin. Ben niye onlara gideyim? ‘Sefalet asalettir’ derler. Bende sefilim ve asaletliyim diyorum. Asla asaletimden ödün vermem, sefaleti de çekerim. Korsana karşı olan rockçıları ben kabullenemiyorum. Ben korsandan yanayım. Çünkü kapitalizmin bizi yiyor.
Bir de şey düşünüyorum; iyi bir parçanın klibe ihtiyacı yoktur. Klip bana ne hayal edeceğimi anlatmamalı. Bir şarkı çok şey anlatabilmelidir. Klip bunu sınırlamamalıdır. Sanatın kendisi böyledir. ‘Rock solcu mudur?’ diye sorarlar. Sanat her zaman devrimcidir. Devrimci olmak zorundadır. Deniz Gezmiş’in “Beethoven’ın 7. senfonisini bir devrimci kadar kimse iyi anlayamaz” sözü de bunun en güzel örneği.
Sanat işlevsel olarak, bana yarını anlatacaksa bu bir devrimdir. Anlatmıyorsa onun adı farklıdır. Yapılan şey zanaat olur.
Şuana kadar nerelerde sahne aldınız?
Bir çok festivalde ve etkinliklerde sahne aldık. Barışa Rock’a her zaman çıkarım. Moğollar Barışa Rock’ın ilkinde sahne almamı istedi. Mutlaka çalmam gerektiğini söylediler. ‘Neden?’ diye sorduğumda bana, “6-7 Eylül tarihinde başlayacak, seni anlatır” dediler. Bende ‘anlatır’ dedim ve çaldım. Festivallerde sahne almaya devam ediyoruz. 15 Mayıs Perşembe günü saat 20.00 Boğaziçi üniversitesinin şenliğinde çıkıyoruz.
Ermenice ve Türkçe dışında başka dillerde şarkılar söylüyor musunuz?
Ermenice, Türkçe, İspanyolca, İngilizce, Zazaca, Kürtçe, Latince gibi kullanabildiğimiz kadar çok dilde şarkı söyleriz. Dili şanlı bir enstrüman olarak algılıyorum. Doğru ve net müzik yaratsın yeter. ‘Xece’ isimli Kürtçe türkünün rock versiyonunu yaptık mesela. Bir Ermeni ezgisini Mozart’ın eseriyle birleştirdiğimde çok hoş olmuştu. Bunun gibi farklılıklara dikkat ediyoruz. Birçok dili kullanmak hoşumuza gidiyor.
Son olarak eklemek istediğiniz bir var mı?
90’lı çocuklara tavsiyem var. Müzik için kitap okusunlar. Okumak önemli. Kitapsız hiçbir şey olmaz. Tabii bilgi edinmek yeterli değil, onu taşımak da önemli. Bu da ifade sorunu yaratıyor. Aldığınızı nasıl ifade ediyorsun? Senden bana, benden sana ne geçiyor? Şimdiler de bir telefon kadar birbirimize yakınız. Aslında ne kadar da çok birbirimize uzakmışız. Kimse kimsenin gözüne bile bakmıyor. Çok zor dönemlerde yaşıyoruz. Ama bir gün hepsini aşacağız. (İstanbul/EVRENSEL)