Bir güzel insan daha… bir İbo daha

30 Eylül 2008

Sabah mahmurluğunu atmadan bilgisayara gömülüyoruz ya; bu sabah da öyle oldu. Hayatta neler olmuş, neyi kafayı takalım derken tatsız haberleri de aldığımız internet bu kez hayli acı bir haberi ulaştırdı. İbrahim Karakaş yakalandığı ağır hastalıktan kurtulamamış…

Kulaktan kulağa gelen acı haberler, bilişim teknolojisinin ilerlemesiyle galiba hem daha çabuk ulaşıyor hem de bir haberi iletirken sesimizin tınısındaki duyguyu yok ediyor. Bir bilgi notu; tıklıyorsunuz ve çok sevgili bir yoldaşınızın ölümünü öğreniyorsunuz. Düzgün cümlelerle yazılmış, kısa ve bilgi veren bir not. Bu kadar…

Yitirdiğimiz yoldaşımız Avcılar’da yaşayan ama hepimizin Beyoğlu’ndan tanıdığımız büyük ressam ve grafiker arkadaşımız İbrahim Karakaş… Doğrusu iki günde iki İbo haberi almak yeterince travmatik. Okurlar anımsayacaktır; önceki gün de sevgili İbrahim Akar’ı sonsuzluğa uğurlamıştık Turgutlu’dan…

İzninizle sevgili İbo’yu kısaca anlatalım. Eminim onun fırçasından çıkan dersleri kavrayanlar ya da tatlı-sert muhalif söylemindeki fırçadan nasibini alanlar da yazacaktır.

İbo, Beyoğlu’nda partili bir hayatımız olduğu sırada; hatta bu siyasi hayatın çok güçlü etkilerinin olduğu 10 yıldan önceki günlerde aramıza katıldı. Marifeti hayatıydı, hayatı da bu marifet üzerinden şekillenirdi. Çevresini de aynı marifet üzerinden etkilemeye, biçimlemeye başlamıştı. Sokak çocuklarıyla iletişim kurabilmek için atölye mi kurulması lazım, gelsin İbo. Hemen fırçalar, boyalar, yapıştırıcılar, renk renk kağıtlar… İbo, başka bir dünyanın keyifli muştusuydu sokak çocukları için… Travestiler için satabilecekleri ürünleri (ve belki de moral etkili bir rehabilitasyon için) yine bir atölye çalışması. Tarlabaşı’nın arka sokaklarında bina tutulması; İbo tarafından düzenlenmesi, döşenmesi ve ürüncüklerin üretimi. Bürümcükler mi desek, yoksa… İbo, güzellik yaymaya, güzelleştirmeye devam ediyor… Yıllar önce ve/veya hemen yakınımızdaki sert politik mücadelede yitirdiğimiz yoldaşlarımızın anısı için de atölyeler düzenlemişti. Onlarca genç; önce vefa, sonra boya ve sanat eseri ile karşılaşmıştı. İbo kendinde olanı hemen vermeye alışkın bir yapıda olduğu için, gece-gündüz demeden çalışır, üretir ve paylaşırdı. Paylaşmayı öğretirdi. Her an koca gövdesinden de kocaman olan yüreği kıpırdaşır ve bir yerinden, bir cebinden bir şeyler çıkarır ve size gösterirdi. Beğendiniz mi, sizin olurdu… ‘Replika’ denilen yöntemin, ‘tıpatıp’ın minnoş uyarlamalarını yapar ve cüz’i fiyatlara verirdi. Aklımız çıkardı niye böyle yapardı, diye… Hem sanat eseriyle tanışmamızı sağlardı hem de geliri olduğu gibi bağışlamayı gösterirdi.

Çok başarılı bir grafiker (Dünya gazetesinde çalışan grafik ustası bir ağabey) olduğu için, ürettiklerinin çeşitliliği ve zenginliğini her gün, her aşamada görürdünüz. Sizi tanık, hatta ‘katılımcı tanık’ kılardı hayata… Bunu sadece vermesini bilen ve bundan bir saniye bile yüksünmeyen insanlar yapabilirdi.

Sevgili İbo, şu an Albinoni’nin ‘Adagio’sunu dinliyorum senin için. Açık Radyo seni yolculuyor sanki… Gözlerinden öperim. Ne çok oldunuz oralarda İbocum… Gözlerinden öperim…

ADNAN GENÇ